18 Nisan 2010 Pazar

Ermando Hose ile Gönül Karmaşası

Beklenen gün geldi, hasret bitti sevgili Ablog Sublog Blog okurları. Beyaz bayraklarınızı hazırlayın çünkü duygu yüklü Brezilya'lı şair Ermando Hose Akerano Delcastio, gönüllerinizi teslim almaya geliyor. Muhteşem bir başyapıtla sevenleri ile buluşan Akerano, Ablog Sublog Blog okurları için verdiği kısa süreli demeçte; "Duygusal dünyam sevdiceğimin aşkıyla adeta bir galaksi bir güneş sistemi kıvamına geldi, bu şiirimi biricik sevdiceğime ithaf ediyorum, umarım beğenirsiniz" dedi. Verdiği uzun aradan sonra özlediğinizi düşündüğümüz duygu yüklü şairimizin kalbinin en derinlerinden çıkardığı bu olağanüstü eserle başbaşa bırakıyoruz sizleri. İşte Akerano'nun yeni şiiri; "Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum".



Ermando Hose Akerano Delcastio'nun sponsoru Silbak Mendilleri, keyifli vakitler diler.





Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum


Gönlüme yuva yapmış koza örmüş örmüş sevdiceğim,
Star Wars'u izlerken de hep aklımda biriciğim,
Onunla beraberken derbi maçı bile unuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.

Tv'de gol olurken bir ömür önümden geç kelebeğim,
Defalarca anlatayım ofsaytı, sen anlama brovnim,
Gönlüm açmak ister yare, oturum üstüne oturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum

Teknolojiden anlama mms ayarlarını ben yaparım,
Finallerden çok kafama, oje rengini takarım,
Kucağımda uyurken akan salyasını, kalbime dokuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.

Bebeğim 2 yumurta kırsa, değişmem Bursa İskendere,
Dizini sehpaya çarpsa, düşerim gamlı kedere,
Gönül çipimi bir tek yarin modülünde okuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.


Ermando Hose Akerano Delcastio

17 Nisan 2010 Cumartesi

TEKSTİL İNGİLİZCESİ

Sevgili okurlarım, yaşadığınız ve gördüğünüz üzere havalar ısındı, vücutlar açıldı. Kazakların yerini t-shirtler, kadife pantolonların-kotların yerini incecik taytlar, mini şortlar, etekler ve kapriler almaya başladı. Ancak gözlerden kaçan büyük bir tehlike yeniden hortum hortum hortlamanın arifesinde bizleri bekliyor, her köşebaşında adeta pusuya yatıyor. Ve işte karşınızda yaz mevsiminin en büyük tehlikesi; Tekstil İngilizcesi!

Cahiliye dönemimizde hangimiz giymedik ki, o üzerlerinde birbirinden manasız ingilizce tamlamalar, terimler ve ideolojiler barındıran o birbirinden nadide ürünleri.Hangimizin beyni sulanmadı ki, ilköğretim yıllarımızdan itibaren başladığımız ingilizce öğrenimimizle tamamiyle çelişen sözcük gruplarının tarifsiz yerleşimleriyle karşılaşınca.

Ya sevgili okurlarım herşey bir yana, bu nasıl bir kültürdür nerden çıkmıştır piyasaya, anlamış değilim. En büyük markalardan tutun da salı pazarına, ihracat fazlası ürünlere kadar tüm tekstil ürünlerinin üzerinde, okuduğum andan itibaren beni bambaşka duygu, düşünce ve dünyalara sevk eden birbirinden güzide ingilizce yazılar yazmakta. Geçen gün Bağdat Caddesi'nden Kadıköy istikametine giden bir dolmuşa binmemle, "syntax error" vermem bir oldu. Şöförün üzerindeki sweat-shirt'ün göğüs bölgesinde "Secret Defense,The Real Army Worker, Street Games" yazıyordu. Girdiğim edebi komadan çıkmamla birlikte bir de baktım ki son duraktayım.

Vapura bineceğimden dolayı mutluydum çünkü deniz havasının bu tip durumlara iyi geleceği düşüncesindeydim. Akbil gişelerinden geçip, tam mutluluğa yelken açacağım sırada bir darbe de vapuru bekleyen bir teenage'den geldi. "Seven Ocean's Sailing Master, Navigator 3000, Neptune, Water Power" yazan t-shirt'üyle beynime tecavüze kalkıştı.

Dedim bu iş böyle olmayacak, en iyisi okumamaya çalışmak. Aklıma güzel şeyler getirip onları düşünmek. Vapura binip martıları izlediğim bir sırada çıktığım bu psikoloji, bir diğer arkadaşın kapşonlu sweat'inde yazanları gayri ihtiyari okumamla tekrar bana doğru koşmaya başladı. "Turbo Power 72, Speed, Driven, Roadrider, Gasoline, Why not make a smart?"! Ne yapacağımı bilemez bir şekilde içeriye girmek istedim ama nafile, kaçış yoktu. Vapurun kantininde tost yemekte olan bir arkadaşın t-shirt'ü, bundan kaçış yok dercesine yazılarla doluydu; New Fashion Style, Empowering Technology, This is the art".

O kadar zor durumdaydık ki sevgili okurlarım, kelimelerle ifade edemem. Tam beynimi teslim etmek üzereydim ki birden ezan okunmaya başladı. Allahu Ekber, Allaaahu Ekber!!!... Neil Armstrong'un ay yüzeyinde gezinirken ezanı duymasıyla eşdeğerdi bu sahne. Ben de neresinde olduğumu bilemediğim bir galaksiden birden ezan sesiyle dünyaya dönmüştüm. Hala umut vardı. Ezan sesiyle sorguladığım yaşantımda bu tip umutsuzluklara kapılmamam gerektiği sonucuna ulaştım. Elim ayağım tutuyordu, sağlığımda yerindeydi, çok şükür deyip Beşiktaş'taki ingilizce parçalanmış tekstil ürünlerinin arasına attım kendimi. Bir nevi sınava tabii tuttum bünyemi diyebiliriz. Hepsini inadına okumaya başladım. "Captain 33, Snowboard Factory, Under Sea Level, Soccer Party, Oklahoma State Warrior, High Quality Fashion, %100 Human Denim, Where is the soul?, National Golf Club"... Artık hiçbiri bana etki edemiyordu. Derin bir "ooh" çektikten sonra bir kez daha huzurun İslam'da olduğunu gördüm.

Sevgili okurlarım anlayacağınız bu yaz işimiz her zamankinden daha da zor, çünkü tekstil ürünlerinin fiyatlarındaki büyük düşüşle beraber herkes bu tür ingilizce yazılar içeren ürünlere kolaylıkla erişmekte. Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimlerine tamamen ters düşen bu yazılardan etkilenmemesi adına toplumca bu tür yazıları içeren ürünleri alıp giymezsek çok akıllıca bir iş yapmış oluruz diye düşünüyorum. Eğitim seviyemizle giydiklerimiz arasındaki önemli ilişki de bu noktada ortaya çıkıyor deyip sizleri derinden etkileyeceğini düşündüğüm birkaç örnekle başbaşa bırakıyorum. Örneklerdeki ingilizce doğru kullanılmış olsa da, bu sefer de ne manaya geldiğini bilmemekten kaynaklanan dumuri durumlar diyebiliriz. Ayrıca gözleri yeterli derecede göremeyen okurlarım için eklemek istiyorum ki, en sağda gördüğünüz arkadaş "God's Busy, Can i Help You?" yazılı ve şeytan baskılı sweat-shirt'üyle camiide namaz kılmakta. Vah bana vahlar bana.














Madalyonun diğer yüzünü de gördükten sonra artık boynumuza takmanın vakti geldi diyebiliriz sevgili okurlarım. Manasız veya manasını bilmediğimiz yabancı dildeki yazılarla bezenmiş tekstil ürünlerinden kaçmanın gerekliliğini hep beraber özümsediğimizi düşünerek hepinizi göz kapaklarınızdan öpüyorum. Şimdi ise bütün bu yazdıklarımı unutup, dışarı çıkıp "The Turbo Blog, Super Writer 34, High Quality Topic, Massachusetts Bloggers Club" yazılı tişörtümle fırtına gibi eseceğim. Buna istinaden siz de esen kalın canlarım.

8 Nisan 2010 Perşembe

ERMANATIONAL GEOGRAPHIC: DOĞADAKİ İLK MÜHENDİS BOK BÖCEĞİ

Sevgili Ablog Sublog Blog okurları, gün geçmiyor ki size faydalı olan bir bölüm bloğumuzda kendine yer bulmasın. İşte size bir yenisi daha; Ermanational Geographic. Bu yeni bölümde birbirinden ilginç doğa olayları ve kahramanlarını ele alıp, doğanın gücü karşısında kah eğileceğiz, kah doğrulacağız. Birbirinden bilimsel ve öğretici konularla bilimin ışığında bronzlaşacağız. Bugün ele alacağımız konu başlıktan da anlaşılacağı üzere "bok böcekleri". Bugüne kadar ismi sebebiyle hor gördüğünüz bu ulvi canlıya yazımız sonrası duyacağınız saygının derecesini siz bile tahmin edemeyeceksiniz sevgili okurlarım. Hatta ağızlarınız ona bir kez daha "bok" demeye varmayacak.Girizgahımızı bitirip bölümümüzün startını vermenin tam zamanıdır diye düşünüyorum.

Bok böceği dediğimiz canlı tabiri caizse doğadaki ilk mühendistir sevgili okurlarım. Bu kanıya uzun ve uğraşlı araştırmalardan sonra vardım desem, herhalde yanlış olmaz. Bok böceğinin asaletli ve vakur duruşunun altında bir matematik dehası yatmaktadır. Şimdi kendisinin bizi kırmayıp Ermanational Geographic için özel olarak verdiği poza bir göz atalım isterseniz. Kendisiyle yaptığımız röportajı da birazdan sizlerle paylaşacağız. Dilerseniz önce bok böceğinin eşsiz özellikleri hakkında kısa ama çarpıcı bilgilere geçelim.

Bok böcekleri 30 adet olan parmaklarıyla kendi ağırlıklarının tam 1141 katını itebilir ve çekebilirler. Bu da 70kg bir insan ağırlığı bazında ortalama 80ton civarında bir ağırlığa tekabül etmektedir. Kendisi bu önünde durulamaz gücünün yanında vücudunu yeterince geliştirdiğini düşündüğü an, matematik ve fen alanında çalışmalar yaparak zekasını da geliştirmiş ve tam manasıyla böceklerin Einstein'ı pozisyonuna yükselmiştir.

Yumurtalarının güvenliğini sağlama amacıyla başlattığı projesi doğada ses getirmiş ve insanoğluna birçok alanda ışık tutmuştur. Bok böceği yumurtalarını saklamak için sıcak ve güvenli bir ortam bulma amacıyla boku tercih etmiş, akabinde yaptığı türlü hesaplamalar ile optimum yumurta güvenliğini sağlamayı başarmıştır. Şimdi kendisiyle olan röportajımızı yayınlayarak aklınızda kalan soru işaretlerini bir bir giderelim sevgili okurlarım.

Erman:Öncelikle bu yoğun mesainiz arasında bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz sayın bok böceği.

B.B: Rica ederim benim için büyük bir onur bu blogda sizlerle olmak.

Erman: Bize optimum yumurta güvenliği projenizden biraz bahseder misiniz acaba?

B.B: Tabii ki. Aslında herşey hamile kalmamla başladı. Siz de tahmin edersiniz ki, canlılar ana olduktan sonra daha farklı düşünmeye başlıyor. Bende evlatlarımın güvenliğini sağlayabilmek için bir ana içgüdüsüyle azmi birleştirip ortaya çok başarılı bir proje çıkardığımı düşünüyorum.

Erman: Okurlarımız için biraz detaylandırabilir misiniz acaba projenizi?

B.B.: Elbette. Öncelikle yumurtalarımı belirli bir süre sıcak tutabilecek, ayrıca titreşimleri sönümleyerek onlara zarar gelmemesini sağlayacak bir ortam hazırlamam gerekiyordu. Ben de doğadan temin edebildiğim birkaç malzeme arasından boku seçtim. Sıkıştırılmış bok yüksek mukavemeti sebebiyle projem için biçilmiş kaftandı adeta. Daha sonra bokun güvenli, sessiz ve sakin bir ortama transport etme gereksinimim ortaya çıktı. Ben de 3 boyutlu geometrik şekillerden en uygunu olan kürenin bu işlem için mükemmel olacağını düşündüm ve boktan kopardığım parçayı küre şekline getirmeye karar verdim. Böylelikle arka ayaklarımla boku sürükleyerek istediğim yere götürebilecektim.
















Erman: Peki hiç zorluklarla karşılaşmadınız mı acaba projenin bu safhasında?

B.B.: Karşılaşmaz olur muyum. Yaptığım hesaplamalarda elips şeklindeki yumurtalarımın toplam hacminin 4/3 π r3 olan kürenin hacminin yarısı kadar olması gerektiğini gördüm. Bu şekilde titreşimlerden etkilenmeyerek güvenli şekilde transport edebilecektim. Kürenin hacmini bulduktan sonra yumurtalarımın hacmini hesapladım. Elips şeklindeki olduklarından hacimlerini hesaplamada bayağı bir zorlandım çünkü sferoyid düzlemde 4/3 π abc olan elips hacminin parametlerini hesaplamak gerçekten büyük uğraş isteyen bir işti. Birkaç hatalı hesaplamadan sonra optimum hacmi bularak yumurtalarımı boka yerleştirdim ve istediğim yere sürükleyerek götürmeyi başardım.

Erman: Gerçekten çok etkileyici. Peki sonra?

B.B.: Teşekkür ederim. Sonrası küre şeklindeki boku, yumurtalardan yavrularım çıkmaya başlayana kadar, yani 24 gün sürecek olan süreçte güvenli olmaları için, toprağın altına gömmeye karar verdim. Kürenin çapı kadar genişlikte ve çapının 1.5 katı derinliğinde bir çukur açarak içine yerleştirdim.

Erman: Yavrular yumurtalardan çıkmaya başladıklarında nasıl zorluklarla karşılaşmışlardır kim bilir. Bunun için bir önlem aldınız mı peki? Ne bileyim bir yol falan kazdınız mı dışarıya doğru mesela?

B.B.: Hayrı daha pratik bir çözüm buldum. Yavrularımın gücü boku ve toprağı delmeye yetmeyeceğinden bokun içinden çıkmaları imkansızdı. Ben de boku bir çözücü yardımıyla dağıtarak yavrularımın serbest kalmasını sağladım. 24 gün sonra kazdığım yerden boku çıkararak suya doğru götürüp, bıraktım. Suda çözünen bok, yavrularımı serbest bırakarak karaya çıkmalarını sağladı.

Erman: Gerçekten muhteşem bir proje. Tebrik ediyorum sizi sayın bok böceği. Harikulade bir iş başarmışsınız.

B.B: Çok teşekkür ederim. Onore oldum. Kakanız gelince haber verirseniz beni çok mutlu edersiniz sayın Erman.

Gördüğünüz üzere sevgili okurlarım bok böceğinin akıl almaz projesi bugün birçok mühendise ilham kaynağı olmuş ve belki de tekerleğin icadında başrolü oynamıştır. Doğanın bu gizli kalan hazinesini Ermanational Geographic'te gün ışığına çıkarmak istedik. Umarım hepinize faydalı olmuştur. Bir dahaki kahramanımıza kadar hepiniz doğayla kalın, boku yabana atmayın.

2 Nisan 2010 Cuma

FANTAZİ-ROCK MÜZİĞİN PRENSİ ERMAN




















Özlediniz, beklediniz, inim inim inlediniz...O ise kendine yakışanı yaptı ve yine hidrojen bombası kıvamında bir albümle sevenlerine merhaba dedi. Prens Erman yepyeni albümü "Terkettiğin o disket, şimdi artık Blue-Ray" ile gönüllere demir atmaya geliyor. Birbirinden iddialı parçalarla baharı karşılayan sanatçı, her zamanki gibi sorularımızı yanıtsız bıraktı. Albümüyle ilgili olarak sadece "Bu albümü tüm sevenlerime ithaf ediyorum,unutmayınız ki unutulanlar,unutanları, asla unutmazlar" diyerek kafalarda soru işaretleri bırakan Prens Erman, albümüyle kendisinden yine çok söz ettireceğe ve yeni imajıyla da genç kızların gönlündeki yerini sağlamlaştıracağa benziyor. Gelelim albümdeki birbirinden iddialı parçalara;

A-

1-Nazlı yari görünce 100HZ artar refresh rate’im.
2-Biz ayrı chipsetler için tasarlanmışız.
3-Lcd’mdeki çizgilerin bir adı sen.
4-Maddiyatçı yarim NumLock’una taş koymuş.
5-Tümünü seç sonra Del bu hatun milletinin.
6-Yükleyemem derdimi hiçbir external hdd’ye.

B-

1-Enter tuşumun boyu mu işlevi mi, cevap ver?
2-WinXp de sevdim seni Win7 de tanımam.
3-Notebook’ken Netbook oldum zalim yarin dizinde.
4-Dört çekirdek aile kaç GHZ sen söyle?
5-Ram’de tutmam Rom’a yazarım satır satır sevgini.
6-Terkettiğin o disket, şimdi artık Blue-ray.


Tükenmeden almaya gayret sarf etmeniz gereken bu muhteşem albüm her zamanki gibi yine en birinci müzik marketlerde!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails