25 Ocak 2010 Pazartesi

GÜN IŞIĞINA ÇIKAMAYAN FİLM ŞERİTLERİ: STAR WARS EPISODE-VII

Finaller sebebiyle uzunca bir süre ayrı düştük sevgili okurlarım. Bunu telafi etmek adına oldukça ilginizi çekecek yepyeni bir bölüm ile karşınızdayım. Sinemasever okurlarımdan bu yeni bölüm hakkında eleştiriler beklemek de yanlış olmaz sanırım. Dilerseniz vakit kaybetmeden Star Wars serisine farklı bir açıdan bakmaya başlayalım.

Cnbc-e de bildiğiniz üzere Star Wars efsanesi tekrar başladı ve dün gece saat 22:00 da Episode-I yayınlandı. İlk izlediğim zamanın üzerinden uzunca yıllar geçmesine rağmen hala konuya hakim olmam beni ziyadesiyle mutlu etse de, ilginç olan bu sefer bu güzide filme, daha geniş bir açıdan yaklaşma fırsatı yakalamış olmamdı.

Yakın dostum ve sıkı bir Star Wars fanatiği olan Murat Can Baykal ile film üzerine kritikler yaparken esasen filmin komplo teorisi tadında gizli bir altyapısı olabileceği fikrine kapıldık. "O da nedir?" derseniz, hazır olun sevgili okurlarım; Star Wars ve Tasavvuf Felsefesi.

Jedi felsefesinin tasavvuf felsefesinden esinlenerek yaratıldığı teorisini destekleyen bir çok kanıt Episode-I de gözümüze çarpmaktadır canlarım. Talebe yetiştirmeler olsun, ustaya saygı olsun, yuvarlak biçimde dizilmiş Jedi konseyi olsun, şeyh efendi Yoda olsun, yok efendim hepimiz Güç'ten geldik, vay efendim, Güç herşeyin içinde vardır, gibi yaklaşımlarla bünyemizi kıllandıran Jedi replikleri, "yahu bu senarist tasavvuftan etkilenmiş olmasın" dedirtmeyi başarmıştır bizlere.

"Herşey iyi güzel de, nereden öğrendiler acaba bunu?" sorusuyla karşı karşıya kaldığım dakikalarda ise aklım 2 önemli isim üzerinde durdu sevgili okurlarım. Birinci isim Amerika'nın yapı taşlarından olan Fethullah Gömen, ikincisi ve üzerinde en çok yoğunlaştığım isim de Hasan Mezarcı. Neden Hasan Mezarcı'nın üzüerinde daha çok yoğunlaştın derseniz, kendisinin kılık kıyafet ve mizaç olarak Star Wars konseptine daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Hasan Mezarcı'dan alınan tasavvuf bilgileri ışığında çekildiğini düşündüğüm Star Wars, Hasan Mezarcı'nın hayatında da derin etkler bırakmış olacak ki, o muhteşem dizaynı ile gözlerimizi alan sarı ağırlıklı Sith kıyafeti ve ışın kılıcı-asa sentezi silahıyla akıllara kazınmakta hiç de geç kalmamıştır. Hatta ve hatta gizli kalmış ve gün ışığına çıkmamış bir Episode-VII olduğu söylentisi de kulisleri çalkalamakla kalmamış, sonrasında da fışkırtmıştır.
Bu söylenti üzerine üzerine yaptığımız uzun ve hummalı araştırmalar sonucu, sizler için gizli Episode'u bulmayı başardık sevgili Ablog Sublog Blog okurları. Hazırsanız ve derin bir nefes aldıysanız, işte karşınızda Epidose VII ve filmin saklanan afişi:
Star Wars Episode-VII: Return Of The Galactic Clown
Gün ışığına çıkmamış tek film bırakmayana kadar sizlerle olan birlikteliğimiz devam edecek sevgili okurlarım. Unutmayınız ki sansür bizleri durdurmak için kafi değildir. Esen kalın.

2 Ocak 2010 Cumartesi

FELSEFE KUŞAĞI: KOLORMATİKİZM (Kolormatikcilik)
















Sevgili Ablog Sublog Blog okurları, bugün belkide 2009 yılının en büyük felsefi gelişmesi olan Kolormatikizm den bahsedeceğim. Uzun yıllardan beri felsefi çevreleri bu kadar heyecanlandıran bir olay olmayışı, beni bu konunun üzerinde yoğunlaşmaya ve hala duymayanlar varsa, duyurmaya teşvik etti. Yeni felsefi akımımızın adı Kolormatikizm, yani Kolormatikcilik.

Bu felsefi akımımızın çıkış noktası lokasyon olarak Doğu Karadeniz bölgemizdeki bir oto pazarı. Akımın yaratıcısının adı henüz bilinmese de kendisinin görüntüleri elimizde mevcut. Herşey iyi hoş da, peki nedir bu Kolormatikizm?

Kolormatikizm, özünde birçok düşünceyi ve felsefeyi barındıran, gerek Pragmatizm gerekse Modernizm akımlarından etkilenen, aynı zamanda Pozitivizmi çıkış noktası olarak kabul eden günümüzün belki de en önemli felsefi akımıdır.

Kolormatikizmi açmak gerekirse, bilimsel bir sorgunun, bir dış kaynaktan gelen nihai sebepleri aramayan ama direkt gözleme açık olan gerçekler arasındaki ilişkilerle sınır tanımamasını söyleyen, fakat uygulanabildiği ölçüde gerçek olduğu savına dayandırılan bir felsefi akımdır diyebiliriz. Buna göre, eğer bir olgu ya da görüş pratikte uygulanabiliyorsa ve başarı veriyorsa, mekanizmaları tartışılmaksızın doğru kabul edilmelidir, tersi durumda da yolunda gitmeyen birşey olursa, sanki ters giden hiçbirşey olmuyormuş gibi istifini bozmadan, renk vermeden olgunun doğruluğuna kalben inanarak hayat akışına devam etmektir.

Akımın yaratıcısı olarak kabul edilen Kolormatik Amca, bu akımdan etkilenecek olanlara mirasen ve Kolormatikizm'i yaşam felsefesi olarak kabul edeceklere hitaben çok önemli bir kaynak olan, kendisinin felsefeyi bizzat uygularken görüntülendiği bir video bırakmıştır. Birtakım cahillerin "Mala Bağlayan Kolormatik Amca" şeklinde internette paylaşıma açtığı video, birçok bilim çevresince heyecanla karşılanmıştır.

Görüntüyü izleyecek olan arkadaşların dikkat etmesi gereken en önemli nokta, felsefenin icrasının doruğa çıktığı, muhabirin "Oto pazarında bir artış var mı son zamanlarda?" sorusuna cevaben verilen "Artiz mi? Ne artizi? Artiz ne arar la bazarda?" yanıtıdır. Daha sonra verilen yanıt çerçevesinde devam edilen konuşma esnasındaki tamamlayıcı mimikler(kaşların ve omuzların senkron biçimde kalkıp inmesi), bütüne bakılınca görülebilecek bir sanat eserinin parçalarıdır diyebiliriz. Bu noktada olayın "uygulanabildiği ölçüde gerçek olduğu savı" başgöstermektedir. "Artiz olarak gelmez bize o işler" şeklindeki açıklamasıyla da "bir dış kaynaktan gelen nihai sebepleri aramayan" umarsız bir tavırla kendini verdiği yanıtın doğruluğuna inandırmak suretiyle yarattığı olguyu geliştirmektedir.

İkinci dikkat edilmesi gereken ve felsefenin uygulanmasında belki de en büyük pay sahibi olan kısım ise, muhabirin "Artış var mı?" şeklinde üstüne basarak vurguladığı soruyu takiben verilen, "Ha artış mı diyorsun?" şeklinde, soruya soruyla cevap verme metodudur. An itibariyle "sanki ters giden hiçbirşey olmuyormuş gibi istifini bozmadan, renk vermeden olgunun doğruluğuna kalben inanarak hayat akışına devam etme" teması işlenmekle beraber, "Ha artış mı diyorsun?" denilerek kabahat de muhabire yüklenmektedir.

En önemli kısım olan kolormatik gözlüklere değinmenin vakti de gelmiştir sevgili okurlar. Bu felsefi akımın bir neferi olmak istiyorsak muhakkak o gözlüklerden bir veya birkaç adet edinmeliyiz. Sebebine gelince Kolormatikizm felsefenin yaşamımıza adaptasyonunda çok önemli bir rol üstlenmektedir bu gözlük. Felsefenin uygulanışı esnasında gözlerin gözükmemesi büyük bir önem taşımaktadır. Keza gözlerden verilebilecek aksi bir mesaj tüm uygulanışı bir anda yerle bir edecektir. Vakur ve cool duruşumuzdan ödün vermemek adına, karşımızdakini yansıtan kolormatik gözlüğümüzle bu akımın en önde giden savunucularından olmamamız işten bile değildir.

Haliyle Kolormatikizm felsefesinin hayattaki yansımalarından alınacak keyifin büyüklüğü de tartışılmazdır sevgili okurlarım. Kolormatik Amca'yı bu büyük başarısından ve felsefe bilimine yaptığı katkılardan dolayı huzurlarınızda bir kez daha tebrik eder, Türk insanının istediği zaman kendinden beklenmeyecek büyüklükte işler başarabileceğini de eklemek isterim. Kolormatikizm sizinle olsun, esen kalın...

1 Ocak 2010 Cuma

Vİ VİŞ YU E MERİ KRİSTMIS

















Sevgili okurlarım , siz de takdir edersiniz ki gerekli yeni yıl yazısını yazmanın vaktidir. Nereden başlayacağıma tam karar vermiş değilim ama, öncelikle her sene olduğu gibi,Taksim'de g.tü başı ellenen ya da fortlanan analarımız ve bacılarımız için hepinizi 31 saniye saygı duruşuna davet ediyorum.Bittiyse başlayalım.

Şimdi efendim, sabahleyin bankamatik makbuzlarında, defterlerin ve dilekçelerin sağ üst köşelerinde, cep telefonlarının ekran koruyucularında ve digital saatlerin ekranlarında 2009 yerine 2010 yazacağı için anüsümüz yırtılana kadar kendimizi parçalamak niyedir, senelerdir anlamam, anlayamam sevgili okurlarım. İnsan kendini "yok yere" birkaç saat içerisinde maddi-manevi nasıl bu kadar yıpratır bilemedim, bilemem. Hele hele "Hz. İsa kendisinin doğum gününde neler yapmamızı isterdi?", oraya hiç girmiyorum okaliptüs yapraklarım.

Asgari ücretin son zamla 577tl ye yükseldiği ve yılbaşı ağacının tam üzerine oturduğumuz "üç tam bir bölü ikinci dünya ülkesi" olan Türkiye'mizde yılbaşı akşamı harcanan meblağlar Afrika kıtasındaki insanları bırak, o insanların kanını emen sineklerin bile hayli hayli doymasına yeter, demekten de alamayacağım kendimi.

Hayatımın 4/3 ünü eğlenmekle geçiren bir insan olmamın objektifliğimi kaybettirmesine engel olamayacağı bir zaman diliminde bu yazıyı yazma gayretimi de takdir etmenizi istiyorum. Neler neler oldu da eğlendim ama, sebep olarak "tarih değişikliğini" hiç bir zaman eğlence başlangıcı olarak almamışımdır, bu yönden de gurur duyarım bünyemle. 4 senede bir, 29 Şubat'ta neden çılgınlar gibi eğlenmiyoruz o zaman, sorarım sizlere? Hem o 4 senede bir daha da "kıymetli".

Yılbaşı ve sevgililer-anneler-babalar-nineler-görümceler-baldızlar günleri neden kutlanır sevgili okurlar, neden? Kapitalizm, eğlence zamanlarımızı ve ailevi değerlerimizi bu kadar kurcalar hale mi gelmiştir, belirli gün ve haftalara mı sokmuştur, bu ne b.k yemektir, zor seviye sudokularım. Oley be "yıl hanesi" değişiyor, haydi dansa, yemeğe, içmeye,s.çmaya... Annemizi ve sevgilimizi zaten normalde sevmiyoruz, en iyisi bir gün ayarlayalım da dünyaca o gün sevelim, onlar da anlasınlar sevdiğimizi... Valla böyle düşünen okurlarım varsa g.tümü yesinler, sevgili okurlarım. Bu ara bayağı bir büyüttüm de, fazla sayıda okura da yeter de artar bile kediye köpeğe veririz.

Noel babalık görevini üstlenen "apaçi"ler ise herşey bir yana görülmeye değer. Adamın açlıktan ve baliden vücudu solucan gibi olmuş, giydirmişler noel baba kostümünü salmışlar istiklale.Ho ho ho'layınca tarifsiz ağız ve bali kokularına gark olan minik çocukların dehşet dakikaları...Bu adamlara günlük 10tl verip çalıştırdığınız için sizleri Allah'a virman ediyorum işverenler,artık kabul eder mi bilemiyorum.

Kırmızı don satanlara da geliyorum hiç korkmayın. Vitrini bıraktım, sokağın ortasında kırmızı don satanları, "30 gün, 35 derece hava sıcaklığında değiştirilmeden giyilmiş kırmızı don havuzunda" 3 gece bekletmek istiyorum sevgili okurlarım. Pamuk gibi olurlar valla, tadlarından yenmezler. Kırmızı donla milli piyango çekilişi izleyenler mi dersin, "iktidarı elinden gitmiş" amcaların "kırmızı don şans getirir bir de böyle deneyelim" demelerini mi dinlersin, kırmızı donun hayatlarını değiştirebileceğine inanan uzay boşluğundaki insanları mı öpersin, hiçbirini yapamadım kurudum kaldım, ceviz içlerim.

Hindi ile iştigal edenlere geldi şimdi de sıra. Hiç sevmediği halde "adettir" başlığı altında hindi pişirenler bizden değildir canlarım. 365 gün orada duran hindi, 31 aralık haftası birden kümese girerek "süper hindi" ye dönüşür, lezzeti ve fiyatı 2 kat artar. Yahu türk mutfağında hindinin işi ne güzel kardeşim? Şu batının ne kadar s.kko adeti varsa, anında hafızaya alıyoruz ya. Adamlar marsta araba yürütüyor su var mı diye, onu hiç takan yok, yılbaşında hindi mi yiyorlar o zaman biz de yiyelim diyen, her mahallede %20! İnternette "Yılbaşı için yemek tarifleri" araması tavan yapıyor, ne Freud'u arayan var ne Marx'ı.

Velhasıl sevgili okurlarım 2010'da da 2009 daki gibi hiç bir b.k olmayacak. 31 aralık 2010'da yine taksimde analar bacılar fortlanacak, apaçiler noel baba olacak, hindi pişirilip çılgınca g.t baş sallanacak. Aldığınız maaş bir b.ka yetmeyecek, hayallerinizden ve optimistliğinizden bir adım daha uzaklaşacaksınız falan filan...He şimdi gider sevgili bulursunuz, iş bulursunuz, piyango vurur, bunları da tarihe bağlamayın, kendi başarınızdır, kısmettir, doğa anadır, tartışılır. Herşey bir yana yeni yılınızı "tebrik" eder, helal olsun bu ülkede bir sene daha ölmeden dayanabildiniz der, alnınızdan öperim. Bu arada yerli malı haftası kapsamında indirime giden Bambi'ye(fast-food'çu) de buradan büyük bir alkış. Her ne kadar kaşarlı dönerli dürümde indirime gitmese de olsun zararı yok. Son olarak güç sizinle olsun sevgili okurlarım!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails