5 Aralık 2010 Pazar

ABLOG SUBLOG BLOG ANA HABER BÜLTENİ KONU BAŞLIKLARI

Sevgili okurlarım, takipçilerim, canlarım. Blogumuzda an itibariyle yeni bir bölüm hayata geçiyor. Şimdi aradan sivri okurlarım çıkıp "leh heh hee salağa bak zaytungdan kıskanmış" diyebilirler, sineye çekerim emin olun (zaytung okumadığım için aynı temaları içeren veya işleyen haberler yayınlanırsa " hiii çalmıııış" şeklinde reaksiyon göstermeyiniz taciz ederim).Günlük hayatımızdaki geyiklerde de son derece sık kullandığımız bir tema olan "son dakika haberleri" ya da "haber konu başlıklarını" şahsen çok sevmekle beraber okurlardan gelen ısrarlara artık dayanamayıp blogumuza da taşımak istedim. Dilerseniz ilk bültenimizin konu başlıklarına bi göz atalım.


A.S.B. Ana Haber Bülteni Konu Başlıkları


- G.tüne kaş göz çizip ayna karşısına geçen Ö.D. , 6 senelik ilişkisini noktalama kararı aldı.

- Alzheimer sebebiyle son nefesinde Kelime-i Şehadet getirmek yerine "önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe" diyen 86 yaşındaki S.K.'nın ahirette durumu belirsizliğini koruyor.

- Otobüste yaşlılara kasten yer vermediği ve adının bir çok kere yaşlı bayanlarla fort olaylarına karışması gerekçesiyle defalarca kınanan ve İ.E.T.T Genel Müdürlüğü kararıyla bağlı bulunduğu Bostancı Hareket Amirliği'nce toplu taşım araçlarını kullanması veto edilen üniversiteli gençten akıllara durgunluk veren açıklama: "Benjamin Button'u 124 kere izlemiş olmamın etkisi olduğunu düşünmüyorum"

-İbrahim Üzülmez'in sağ dış ile yerden yaptığı ortasına ayak koymak isterken bacaklarını haddinden fazla açan Guti'nin anüsünde yırtık tespit edildiği ve "sahalardan" 3 hafta uzak kalacağı öğrenildi.

-Burt Reynolds'a benzeyebilmek için 24 adet estetik operasyon geçiren ve toplamda 120.000TL para harcayan G.T., operasyonlar sonucunda Ferhat Güzel'e benzeyince tuz ruhu ile doldurduğu küvete atlayarak yaşamına son verdi.

-Fanatik Sponge Bob hayranı M.S'nin evine jinekoloğunun ihbarı üzerine yapılan baskında kullanılamaz durumda bulunan onlarca kaş göz çizilmiş bulaşık süngeri sonrası, muhtelif markadalarda sayısız bulaşık süngeriyle ilişkiye girdiğini ve aralarında en iyisinin Scotch Brite olduğunu itiraf eden M.S, savcılık tarafından Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesine sevk edildi.

-Deniz Bahçeli'nin, Cahit Arf ile birinci dereceden akraba olduğu iddiaları TBMM grup toplantısında bomba etkisi yarattı. Psikologlar milletvekillerini toparlamak için yoğun çaba harcıyor.

-4 sene boyunca platonik aşk yaşadığı kız arkadaşının sigarasını yakmak isterken heyecanlanıp ağzındaki Smirnoff''un genzine kaçmasına neden olan ve çakmağı çakması ile eşzamanlı olarak kız arkadaşının yüzüne püskürerek A.M. 'nin feci şekilde yanmasına sebep olan S.G.'den okuyanların kanını donduran bir açıklama geldi: "O kadar güzel yanıyordu ki söndüresim gelmedi"

-2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'un nüfusunun %22'sinin ilkokul, %52'sinin de ortaöğretim mezunu olduğu gerçeğiyle yüzleşen avrupalılar, ellerindeki abaküs, fasülye, fiş ve Mon Ami boyalarıyla Sultanahmet Meydanı'nda protesto gösterisine başladılar.

-Kıraç, önerilen astronomik rakamlara karşı koyamaması neticesinde sanatının yok olduğu ve artık sadece dizi film müziği yapabildiği gerekçesiyle 8 prodüktör hakkında suç duyurusunda bulundu.

-16 yaşındaki oğluna görümcesiyle yarı çıplak yastık savaşı yaparken suç üstü yapan acılı ana, görümcesini Sheltox ile öldürdükten sonra emniyet güçlerine teslim oldu. Mikrofonlarımıza günah çıkaran acılı anaya neden Sheltox diye sorduğumuzda: Evliliğimin ilk gününden beri benim için bir görümceden çok görümcek oldu. Oğlumu binbir türlü oyunla ağına düşüren görümceğe en çok yakışan ölümün bu olacağını düşündüm. Sıktım, büzüştü. öldü." dedi.

-Haydarpaşa Garı'nda yaşanan yangının çıkış sebebini araştıran yetkililer, enkaz haline gelen çatıda buldukları kangal sucukların ve soslu kanatların olayla ilgisi olmadığını düşündüklerini ifade ettiler.

-Fransız aksanıyla konuştuğu türkçesiyle İstiklal Caddesi'nde din, dil, ırk farkı gözetmeden 18-24 yaş arası bayanlara asılan ve zorlu dakikalar geçirmelerini sağlayan Pepe lakaplı M.D. , muhabir arkadaşımız Aslı'ya çok özel açıklamalarda bulundu. Aslı'nın konuyla ilgili kaleme aldığı "Kığhlağh, çiçekleğh aağhşkım ve seğhn..." başlıklı yazıda, küçüklüğünden beri Pepe le Pew hayranı olduğunu söyleyen M.D., deodorant-parfüm kullanmamasını ve sürekli pastırma yiyerek sauna eşofmanı giymesini de buna bağladığını söyledi.

-O.D.T.Ü Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Ç.K.'nın 8 yaşındaki oğlu M.K. , babasının ÖSS de çözdüğü soruları Ahmet Buhan İlköğretim 3'de gördükten sonra artık babasının akademik kariyerine saygı duymadığını ve balet olmaya karar verdiğini açıkladı.

-Vedat Milor'un sonsuz iştahının ve doymamasının nedenini bağırsağında tespit edilen kurtlara bağlayan Central Hospital Başhekimi, kendisinde bulunan kurtların özellikle kırmızı şarap ve peynire olan düşkünlüklerinin, tıp çevrelerinde heyecan yarattığını ifade etti.

-Çan eğrisi sisteminin öğrenciler arasında kurulan bağlarda büyük etkileri olduğunu savunan Psikiyatrist Prof. Dr. Helmut Schweinsteiger, çan üstü öğrenciler ile çan altı öğrencilerin sosyal-kültürel ve cinsel münasebetlerinin ömür boyu çandaşlarıyla devam ettiğini, bunun sosyal bir yıkıma neden olabileceğini ve bu işin altından sadece İsviçreli bilimadamlarının kalkabileceğini söyledi.

-Akşam eve geldiğinde yemek bulamayan ve çılgına dönen makina mühendisi E.Ö, karısını sandalyeye bağladıktan ve "Ebru Şallı ile Pilates" dvdsini ağzına soktuktan sonra, pilates topuyla defalarca yüzüne şut çekip, boynunu kırarak öldürdü.

-Burhan Kuzu'ya yapılan yumurtalı saldırı sonrasında ortaya atılan daha medeni protesto önerileri arasında en ilginci olarak nitelendirilen ve Kinder yetkililerince dile getirilen "Protestoların sürpriz yumurtalarla yapılırsa daha heyacanlı ve zevkli geçeceği" önerisi öğrencilerce dikkate alındı. Protesto edilen yetkililerin glikoz eksikliğini de giderebileceği düşünülen sürpriz yumurtların oyuncaklarıyla mı yoksa oyuncaksız mı atılacağı konusu ise belirsizliğini koruyor.

-İsrail başbakanı "vaad edilen toprakların" kendilerine verilmesi halinde yahudi toplumunun "altın buzağı" sistemine geri dönmesinden büyük endişe duyduklarını söyledi. Konuyla ilgili açıklama yapan Dış İşleri Bakanlığı'ndan ise "10 emir üzerinden sadece 3 emiri yerine getirebildikleri için sınıfta kaldıklarını düşünüyoruz, çünkü elimize ulaşan veriler global çanın 6 olduğu yönünde." şeklinde bir değerlendirme geldi.

-Bugün "Dünya klozet kapağını kaldırma" günü.

-Cinsel içerikli muhabbetlere konu olan meyve ve sebzelerin fiyatları giderek artıyor. Salatalık, şeftali, karpuz, kayısı, erik, portakaldan ve muzdan sonra kestane fiyatları da beklenenin üzerinde seyrediyor.

İyi Akşamlar...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Yaşasın Masal Saati İ.T.Ü Makina Özel: 3 Küçük Islak Hamburger

Bir varmış, b.k varmış... Evvel zaman içinde, testosteron içinde, bir fakülte varmış. Bu fakültede okuyan öğrenciler o kadar mutluymuş ki aşırı serotoninden ne b.k yiyeceklerini bilemez bir şekilde bütün gün gülüp eğlenip umarsızca kahkahalar atıyorlarmış. Zengin, fakir, zayıf, şişman, güzel, çirkin, aptal, akıllı farketmeden üst düzey bir saadet zincirinin irili ufaklı halkaları misali sürtünme katsayıları düşük bir şekilde yaşamlarını idame ettiriyorlarmış.

Saadet bu uzun sürmeyecek ya, günlerden bir gün fakültenin suyuna kimyasal atıklar karışmış. Ellerini yüzlerini ve muhtelif yerlerini bu suyla yıkayan fakülte sakinleri birer birer mutanta dönüşmeye başlamışlar. En göze batan özellikleriyle donanan ve birbirinden gereksiz süper kahramanlara dönüşen makina fakültesi öğrencileri için eğlencenin dozu giderek artmaya başlamış.

Foosballman(langırtadam) Berker, ortabahçede çay içen Rubbermouth (lastik ağız) Ahmet'e ateş toplarıyla şaka yapmak isteyince, lastikağız Ahmet de "Akdeniz Salatası" saldırısıyla ateş toplarını etkisiz hale getirmiş. Rastaman Erdinç ise olaylara seyirci kalmayıp ikisini de rastalarıyla tokatlayınca gülme krizine giren Fasılgirl Ece, Makber'i söylemeye başlamış ve Gümüşsuyu semtinin hatırı sayılır bir bölümünde kulak iltihabına sebep olmuş.

Derslerdeki performansıyla göz dolduran bir diğer süper kahramanımız Accentman(Aksan adam)Hakan ise olanlara dur demek amacıyla "Micro cracks and thermal shocks" saldırısını yapınca malzeme dersi alan 20 yaşından küçük 38 öğrencide çeşitli psikolojik bozukluklara neden olmuş. Fakültedeki hengame tüm hızıyla devam ederken uyuya kalıp vizeye giremeyen Gollum İbo, sinirinden dersin asistanının parmağını ısırıp kopararak bir nebze olsun sinirlerini yatıştırmaya çalışmış. Asistanlara olan ilgisi ve alakası ile tanınan Germannipple (Alman meme ucu) Cengiz ise bu duruma kayıtsız kalamamış ve "Bayern München" saldırısıyla Gollum'un ağzına Ribery şutu çekmiş.

Keşmekeşe katılmakta geç kalmayan ve PowerPuff Girls'e dönüşen Deniz, Aslısu ve Nil sırasıyla spastik taklidi, serbest çağrışım ve travesti saldırılarıyla ortama renk scalasından bir sürü renk katmışlar. Daha sonra renk kombinasyondan memnun kalmayıp, tüm mutantları dışarı taşırmadan boyadıkları gibi birbirinden topuklu ayakkabılarıyla hızlıcana topuklamışlar.

Boyandığı renkten memnun kalmayan Peeman(çiş adam) Utku sakinliğini bozarak uzun zamandır tuttuğu çişini inanılmaz bir debide tüm ahalinin üzerine bırakınca kargaşanın hijyeni de kaybolmuş. Sakinliğini uzunca bir süre koruyan Catman (Kedi adam) Uğur ise, üzerine işenmesiyle beraber adeta zıvanadan çıkmış. Khhhhh sesiyle beraber önüne geleni tırmık tırmık tırmalayan Uğur'a cevap vermekte geç kalmayan ise Sabrigirl Simge'ymiş. Akıl dolu bir vücut çalımıyla Uğur'dan sıyrılan Sabrigirl hangi saldırıyı denerse denesin bir türlü Uğur'u tutturamamış. Sabrigirl'ün çaresizliğini gören Pervertgoalkeeper(sapık kaleci) Mali, yurtta çaldığı bayan iç çamaşırlarından yaptığı topu Catman'in burnuna doğru degaj dikince, Catman gözleri x-x olmuş şekilde kendini yerde bulmuş. Pervertgoalkeeper'ın bu davranışını toplumsal etiğe aykırı bulan SexyStopper (Seksi stoper) Mahmut ise kendine yakışanı yaparak, upuzun, taranmış ve kremlenmiş saçlarıyla kafa topuna çıkarmış gibi yapıp Pervertgoalkeeper'ın apış arasına doğru attığı tekmeyle profesyonelce bir faul saldırısına imza atmış.

Kantinden olanı biteni izlemekle yetinen Spanishgirl (İspanyol Kız) Merve ile ActivityGirl (Etkinlik Kız) Burcu "yok bu böyle olmayacak" demişler. Hatta Merve ispanyolca bir atasözü ile sosyal mesaj bile vermiş. "Caminito comenzado, es medio andado"(başlamak bitirmenin yarısıdır). Mesajın hemen sonrasında Spanishgirl Flamenko saldırısıyla tüm mutantları tutkunun ve aşkın kollarına bırakmış. Durumu fırsat bilen Activitygirl de Modern Sanat saldısırıyla beyinleri felç edercesine tokat manyağı yapmış.

Artık aşkın, tutkunun ve sanatın etkisi altına giren makina fakültesi öğrencileri kız, erkek, araba, futbol, moda ve para konuşmayı bırakmış, resim, müzik, sinema, tiyatro, müze konuşmaya başlamıştır. Tam bu esnada, motorsikletinin aküsü bittiği için 65dk boyunca 112 numaralı otobüsü bekleyip okula 2.5 saatte gelmeyi başaran MetalFart (Metal osuruk) Erman fakülteye teşrif etmiş. Ortamdaki yumuşaklıktan duyduğu rahatsızlık sonucunda boşaltım sisteminin harekete geçmesiyle birlikte "Kill'em All" nidalarıyla 6Gpa basınçla osurup tozu dumana, Ali'yi Veli'ye ve Ayşe'yi Fatma'ya katarak gökten 3 küçük ıslak hamburger düşmesine neden olmuş. Biri okuyana, biri yazana, biri de paylaşana. Sonra hepsi yazana...

28 Eylül 2010 Salı

BATMAN FASHION FIGHT OUT

Sevgili Ablog Sublog Blog okurlarım, akademik ve Ramazani sebepler neticesinde uzun süren bir ayrılıktan sonra tekrar birlikte olmanın hazzını yaşadığımız bu ilk paragrafta, özellikle modayı yakından takip eden okurlarımın bir solukta okuyacağını düşündüğüm bir moda olayını duyurmak adına bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Bildiğiniz üzere 16 Eylül'de İstanbul'umuzun sosyetik semtlerinde Fashion Night Out adı altında dünyanın en ünlü markalarını 6 saatte 50.000.000$ kadar sömürdüğümüz bir etkinlik düzenlendi. Bende o akşam Marks&Spencer adlı yerkürenin önde gelen iç çamaşırı firmalarından birisinin Bağdat caddesi şubesinden 12 adet %100 koton ve "anüs dostu" boxerı 58 liraya almanın haklı gururunu yaşadım.



Organizasyonun ikincisini dört gözle beklediğimiz zaman dilimi içerisinde bu sefer müjde Batman'dan geldi. Batman Fashion Fight Out adı altında düzenlenen etkinlikte doğulu moda severler şıklıkta ve alışverişte adeta birbirleriyle yarıştılar. Stokların dakikalar içerisinde tükendiği Batman'da birbirinden güzel bayanlarımız boy göstermekle kalmayıp, aynı gece birçok doğulu erkeğimizin de rüyalarını da süslediler.

Biz de Ablog Sublog Blog olarak magazinsel bir yaklaşımla organizyon esnasında en çok göze batan güzellere mikrofon uzattık ve sizler için, taşıdıkları birbirinden şık kıyafetleri ve organizyon hakkında görüşlerini aldık.

Baweşan Luy Viton(27,Ev hanımı, Ortadaki Sarı Kilimli):

Efendim bence insan kendine yakışanı yakışmayanı, uyanı uymayanı, kısacası ne bulduysa giymeli. Fakat dikkat etmesi gereken nokta giysilerinin taşıdığı anlamlar olmalı. Mesela benim önümdeki sarı kilim, kaçıncı level ev hanımı olduğumu simgelemekte. Annem ve ananem benden daha tecrübeli olduklarından onların kilimleri farklı renkte. Ayrıca yanımda gördüğünüz kırmızı kukuletalı ayin kıyafeti taşıyan görümcem, bu etkinliğin Batman'ımıza hayırlı olması dilekleriyle az sonra abim ve babam tarafından kurban edilecek. Töre gereği görümcemin makatını ben yiyeceğim, çekimden sonra kalırsanız size de düşük bel kot giydiğinde ortaya çıkan kürek kemiklerinden ikram etmeyi düşünüyorum, en güzel yeridir görümcemin.

Rojbin Kelvin Kılayn(21,Ev Kızı):

Öncelikle bu tip etkinlikleri Batman'ımızda daha çok sayıda görmek istediğimi belirtmek istiyorum, neden derseniz acayip piyasa yaptım, ağanın oğlu arkamda gördüğünüz ıhlamur ağacının arkasında mememden makas aldı. Giyim kuşam mevzuna gelir isek, şahsi düşüncem diğer insanlardan seni ayıran neyin varsa o bölgeyi ortaya çıkaracak kıyafetler tercih edilmeli. Mesela benim memeleri görüyorsunuz nasıl diri nasıl simetrik. E ben şimdi ben bu memelerimi gözünüze gözünüze sokan elbisemi dikip iki tur attım mı Batman'da, Batman(Betmen) gibi esmez miyim eserim. Bacak boyumdan hiç bahsetmiyorum mikrofonu titretmeye başladınız gözümden kaçmadı. Ağanın oğlu çok hovarda lan, al beni şehre gidelim ben sana daha neler giyerim döşündeki kıllara dolandığım.



Xezal Zara(18, Ev kızı, Soldaki)-Tavşin Zara(24,Ev kızı, Sağdaki):

Ablamla Batman sokaklarına çıktığımız zaman, erkeklerin hayran bakışları yüzünden çoğu zaman istediğimiz yerlere gidemeden kendimizi dönüş yolunda buluyoruz. Zaman zaman Iraklı modacı kuzenimin kreasyonlarını taşıdığımız için çok eleştirildikse de an itibariyle Batman halkının haklı desteğini kazanmış durumdayız.

Şu an taşıdığımız kıyafetlere gelirsek ablamla birlikte çevreye karşı aşırı duyarlı olmamız sebebiyle çoraplarımızı tezekten ayakkabılarımızı ise pet şişeden ürettik. Ablamın üzerindeki elbiseyi ölen ananemin yolluğundan, benim üzerimdeki elbiseyi ise kapatılan genel evin perdelerinden diktik. Yakın arkadaşımın bekaret çarşafından da başörtülerimizi diktiğimiz gibi atladık sokağa. Evde kalmanın verdiği adrenalinle ne bok yediğimizi bilmediğimizi düşündüğümüz bir anda bu etkinlik can simidi gibi imdadımıza yetişti. Bu akşam birine yamandık yamandık yamanamadık sıçtık. Ablamın akraba evliliği sebebiyle doğuştan ağzı yok kusura bakmayın resimde de kapattık ki Batman'ımıza gölge düşmesin. Ayrıca göğüsleri bu kadar büyük değil onlar push-ups. Aslında bu yanımdaki ablam değil abim, ellere baksana kimi kandırıyorum ki.

Okuduğunuz üzere sevgili okurlarım coğrafyanın moda ve insan üzerindeki etkisi aşikar olmakla birlikte, bu tip organizasyonların sayısı artsın mı eksilsin mi taşsın mı dökülmesin mi bilemedim. Bir yandan da" fazla boxer göz çıkarmaz yaklaşımım" bünyemi belirli aralıklarla tahrik etmekte. Velhasıl-ı kelam, erkek okurlarım yataktan kalktığınız gibi bi kot bi tişört giyip evden hızlıcana çıkmaya devam etmekte fayda var, şimdi kızlar düşünsün.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Ermando Hose ile Gönül Karmaşası

Nisan ayından beri suskunluğa gark olan duygu yüklü brezilyalı şair Ermando Hose Akerano DelCastio, uzun süren sessizliğini muhteşem bir başyapıtla bozuyor. Mart ayında başlayan ve doludizgin ilerleyen ilişkisinin yoğun izlerini taşıdığını söyleyen yeni şiiri "Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam" ile sevenleriyle buluşan DelCastio yeni şiiriyle ilgili, "Adeta Hakkı Bulut'tan, "İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız" adlı parçayı ilk kez dinlemiş gibi olacaksınız. Yazarken ağladığım tek şiirim." diyerek büyük heyecan uyandırdı. Sizleri daha fazla merakta bırakmadan, bu muhteşem şiirle başbaşa bırakmayı uygun görüyoruz değerli Ablog Sublog Blog okurları.





Ermando Hose Akerano Delcastio'nun sponsoru Silbak Mendilleri, keyifli vakitler diler.




Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam



Dudağının kenarında kalan brownie, en besleyici gıda bana,
Ruhumu sıvazlayamaz yarim kadar, ne peder, ne imam, ne de haham,
Putperest oldum ey sevdicek, gözlerimi jpeg'lerine bana bana,
Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam.


Gecelerce ayağımda sallar uyuturum gözlerinin bebeklerini,
Sevgi kelebeğimin sesine su dökemez, ne Leman ne de Şevval Sam,
Muayyen günlerinin her biri, sanki bana adet dönem ödevi,
Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam.


Çeşm-i siyahın dekoltesini, Bordo Bereli'ymişcesine korurum,
Pentagon uydudan röntlese, astronot olur derim N'oluyo lan y..ram?
Iphone'unun zoomu bozulsa yeni application yazar, uydururum,
Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam.


Hose oğlan der ki yarimle twister oynayan her erili yok ederim,
Doymam gö.lerini rendelesem, saçlarını m-60 la tarasam,
Geceleyin çişe kalkarken uyandırsam, olmaz bundan büyük kederim,
Ayak tırnaklarına oje sürerken sokuşturduğun pamuk olsam.



Ermando Hose Akerano DelCastio

31 Temmuz 2010 Cumartesi

ASB AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ: ERA101 ERASMUS'A GİRİŞ (INTRODUCTION TO ERASMUS)

Ablog Sublog Blog Açıköğretim Fakültesi yepyeni bir dersle tekrar karşınızda sevgili öğrenciler. Derslere verdiğimiz uzun arada, umarım kişisel gelişiminiz için yemek yemek ve süt içmekten daha fazlasını yapmışınızdır diyerek hemen dersimize geçiyorum. Ayrıca evet, ben o sınıfa girer girmez hal hatır sormadan direkt derse başlayan o iğrenç hoca profilini çizmek istedim bugün.

Sevgili öğrenciler, bugünkü dersimiz başlığımızdan anlaşılacağı üzere Erasmus ile ilgili. Gitmeyi düşünen veya giden arkadaşlarının, gitmeden öncesine nazaran yokoluşlarına şahit olup buna bir anlam veremeyen öğrencilerimin dikkatle ve kendi aralarında konuşmadan takip etmeleri gereken son derece önemli bir ders ERA101. Dikkatiniz ve konsantrasyonunuz dağılmadan hemen dersimize geçelim dilerseniz.

Erasmusun ne olduğunu çok kısa geçeceğim sevgili öğrenciler çünkü daha çok Erasmusa giden öğrencilerin ve yakınlarının psikolojisine değinmek istiyorum. Müfredatta olmasa da böyle yapacağım bu da benim kendi stilim diyerek aradan sıyrılıyorum.

Erasmus, yükseköğretim kurumlarının karşılıklı olarak ilişkilerini geliştirmeye yönelik bir işbirliği, efendim bir teşvik ya da türevi bir durumdur. Global iş alanlarında öğrencilere özgüven aşılamak, yüksek öğretim kurumları arasında ortak projelere imza atmak falan filan, artık hayal edin işte gerisini. Buna istinaden Avrupa Birliğine üye olan veya üye olmaya aday ülkeler arasında öğreciler değiştirilir de değiştirilir.

"Erasmus kelimesi ne anlama geliyor?" derseniz de hümanist bir düşünür olan Desiderius Erasmus'un Erasmus'undan gelmekedir, çok detaya inmeyeceğim, gerektiği yerde kullanır ortamdaki kızlara veya erkeklere "ulaşılmazım mesajı" verebilirsiniz sevgili öğrenciler.

Üniversitedeki ortalamanız 2.5'un üstünde olup, gitmek istediğiniz ülkenin diline az da olsa hakim olduğunuzu kanıtlayıp, alttan ders bırakmamış bir şekilde üniversitelerinizdeki BAP(Bilimsel Araştırma Projeleri) ofislerini de kafaladınız mı, ver elini Avrupa şeklinde özetleyebiliriz Erasmusu ki bence çok güzel bi özet oldu, hocalığımda altın çağımı yaşıyorum zannedersem.

Erasmusun türk öğrenciler içerisinde yarattığı etkiler ise bu dersimizin asıl başladığı noktadır sevgili öğrenciler. Genelde yurt dışına bireysel olarak çıkıp aylarca orada ikamet edecek kadar parası olmayan öğrencilerin rağbet ettiği Erasmus,ne yazık ki yurtdışındaki öğrenciler için ifade ettiklerini türk öğrenciler için ifade etmemektedir. Erkek öğrenciler için özgürce alkol alıp karı-kız peşinde koşabilecekleri, kız öğrenciler için de aileden yüzlerce kilometre ötede delice özgürlüklerini yaşayabilecekleri "anne ben birey oldum hölölöy" temalı bir programdır. (Erasmus'tan döndükten sonra bekaret testine tabi tutulan bile duydum Allah muhafaza, evlerden ırak, şeytan kulağına kurşun, ayet el kürsü. )

Bu bağlamda Erasmus programıyla yurtdışına çıkan arkadaşlarınızın arkasından el sallamak, onların bir daha asla eskisi gibi olamayacaklarınız özümsemek de en doğrusu olacaktır sevgili öğrenciler. Çünkü onlar artık "Avrupa'nın gördüğü ve geçirdiği" birer türk gencidir.

Sanal paylaşım ortamlarını yüzlerce fotoyla ve gittikleri ülkenin dilinde yazdıkları türlü türlü yazılarla dolduracaklardır korkmayın. Misal bir makarna yemeye gittiklerinde en az 20 foto çekmektedirler. Çünkü Erasmus'ta foto adeta farzdır programa dahil olanlar için. Gittikleri her yerin yaptıkları herşeyin fotoğrafını çeker, sanal paylaşım sitelerinin server'larını zor durumda bırakırlar. Siz de içinizden "ulan biz de burda makarna yiyoruz a.q. resmini çekip kokuyor muyuz?" şeklinde başlayan sanal krizler geçirirsiniz. O yüzden mümkünse Erasmus'a giden arkadaşlarınızın paylaşımlarını gizleyin veya yatmadan önce namaz kılın, çok iyi gelir.

Bir diğer husus çektikleri fotoğraflarda son derece eğleniyoruz imajı yaratmaya çalışmalarıdır. Senelerdir tanıdığınız ve sosyal hayatta "hiç bir numarasını" görmediğiniz arkadaşlarınızın bu fotolarda çılgınca eğlendiği imajı vermeye çalışmasına emin olun ki bir anlam veremeyip tek bir noktaya boş boş bakacaksınız, endişelenmeyin ilk başlarda bende de oldu, tuzlu ayran içtim geçti. Ağız açma olsun, öpücük olsun, değişik el ve ayak koordinasyonları olsun, enteresan aksesuarlar olsun Erasmus öğrencisinin fotolardaki en büyük silahlarıdır. Oturdukları veya takıldıkları mekanlarda etrafa bakıp birbirleriyle en fazla 4-5 cümle konuşan "global öğrenciler" iş foto çekimine gelince teletabiler gibi sarılıp birbirinden değişik hal ve hareketler içerisine girerek, "çılgın mıyız neyiz biz ya inan Allah'a inanılmaz eğleniyoruz" dokunusu işlerler.

İstisnalar dışında, akademik anlamda gittikleri ülkede katiyen başarı gösteremeyen türk Erasmus'cular, yeyip içip sıçmada ise başı çekmektedirler. Görmemişliğin verdiği haliyeti ruhiyeyle, gittikleri sokakların bile adını paylaşanına rastladığımız Erasmus'cular döndüklerinde ise "Avrupa'da mürebbiyelerce büyütülen Filiz Akın modunu" uzun süre üzerlerinden atamaz, türk eğitim sistemine ayak uyduramazlar. "Ya senin kanka noldu ya görüşmüyor musunuz?" şeklinde bir soruya, "Sorma ya Erasmus'dan geldi, ne yazık ki kaybettik" yanıtını veren yurdum insanımızın sayısı giderek artmakta ve tehlike çanları giderek daha yüksek desibellerde çalmakta sevgili öğrenciler.

Dönüşlerinden 1 ay sonra, gitmeden öncesine nazaranki davranışlarına dönme sürecinde en ufak düzelme görülmemiş türk Erasmus öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, öğrencilerin %96 sında obsesif, %88'inde şizoid ve (bu rakama dikkat edin) %99 unda ise narsistik kişilik bozukluğu gözlemlenmektedir ki bu gerçekten çok vahim ve basuru tetikleyen bir durumdur.

Sonuç olarak sevgili öğrenciler Erasmus programına dahil olmadan önce bu dersimizde işlediğimiz konuları kesinlikle göz ardı etmeyin. "Aman, bana birşey olmaz deyip, kendinizi ateşlere atmayın." Okulu bitirip çalışmaya başlayın, aslanlar gibi koyun cebinize paranızı gidin istediğiniz ülkede istediğiniz kadar kalın, psikolojiniz de yanınıza kar kalsın.

Allah hepimizi Erasmus'a gitmiş kısmetlerden korusun diyerek, yer yer islami anlayışa yer verdiğimi fark ettiğim bu fetosala (Fetollah Gömen) doğru parabolik hareket yapan dersimizi burada noktalıyor tenefüse çıkmanıza izin veriyorum sevgili öğrenciler. Bir dahaki dersimizde görüşmek üzere hoşçakalın, bugün öğrendiklerinizi evde tekrar etmeyi de ihmal etmeyin belki bir sonraki ders quiz yaparım.

27 Temmuz 2010 Salı

DÜNYA KOLPASI




















Ne derseniz haklısınız, tamam ama hemen çemkirmeyin sevgili okurlarım, biliyorum uzunca bir müddet ayrı düştük. Elbette birçok kişisel mazeretim var ama sizleri ihmal etmenin karşısında duracak güzel bir mazeretim olmadığını anladığım anda gördüğünüz üzere kedi gibi oldum birden.

Geç kalınmış bir yazı olduğunu düşündüğüm "dünya kolpası" ile, başlıktan da anlayacağınız gibi, geride bırakmış olduğumuz Güney Afrika 2010 Dünya Kupası hakkında sizlerle paylaşmak istediğim bir takım düşünce ve tespitlerim var. Daha da geç kalmadan en iyisi birkaç ana başlık altında durumu irdeleyelim.

1- TRT

Çemkirmelerimin ilk hedefinde "Türkiye Radyo Televizyon Kurumu" adı altında yayın yapan bu sikko kurum var. Teknolojik yetersizlikleri olsun, canlı maç yorumcusu olsun, reklam aralarında maç yayını yapar havası olsun, zaten futbol olarak renksiz ve zevksiz geçen kupayı daha da boktan hale getirerek adeta "Türkiye Rant Televizyonu" haline geldi. Dünya Kupası yayını için hazırlanan animasyonda afrikalı bir çocuğun elinde topuyla, yanlış hatırlamıyorsam "genaaa poo" demesiyle birlikte hayya ale's-salah(haydi namaza) tadında "haydi reklama" anlayışını benimsemiş bu kurum final maçına kadar ne devre arasında ne de maç sonrasında hiçbir futbolcuyla röportaj yapmayarak ağza alınmayacak küfürlerin hedefi olmuştur.

2- Ömer Üründül

"Aman abi, gözünü seveyim hiç girmeyelim" dediğinizi duyar gibi olsam da saçına aklar düşmüş bu muhterem zat için birkaç cümle söylemeden geçemeyeceğim sevgili okurlarım, geçersem pipim şişer. TRT'nin şahsen diğer kaliteli yorumculara para ödemekten kaçıp "uygun fiyata bağladığı" bu muhterem zat, Dünya Kupası duysal zevkimi yok edip, birbirinden saçma ve birebir aynı cümlelerden oluşan yorumlarıyla, ayriyetten yanlış futbolcu isimleri telaffuzuyla beni benden almış, seni de sana bırakmamıştır. "20 kelime ile futbol yorumculuğu" adlı bir kitap yazmaya karar verirse Allah sizi inandırsın en büyük destekçisi ben olurum. Kendisinin en çok kullandığı kelime ve sözcük öbekleri her maçtan sonra uyku saatim geldiğinde başımı yastığa koymamla birlikte adeta beynimde çın çın çınlıyordu. "Ermaaaan, kollektif oyna laan top!", "Jabulani gibi sekme laaan, tutamıyorum!", "Çooooooooook!", "Varyasyona geeel varyasyonaa!", " Yemeğini yee yoksa seni kaleye sırtı dönük forvetlere vericem laaan!", "Defans ve orta saha bloklarının arasındaki mesafede neler olur neleeer laan bana baak!"...Kanter içinde uykudan uyandığımı bilirim sevgili okurlar, hatta ve hatta bu adam yüzünden plazma yerine lcd aldım ki tv'yi kapatınca silüeti bir kaç saniye daha ekranda kalmasın psikolojimi bozar diye.

3-Vuvuzela

Çok açık konuşacağım sevgili okurlarım, Allah üreteninin de, çalanının da , çaldıranının da, sesini filtreleyemeyenin de bin belasını versin. Böyle bozucu nitelikte bir zımbırtının eşine menendine rastlamadım. Maç mı izliyoruz, kovandaki arıların cinnet geçirip toplu halde kraliçe arıya tecavüz etmesini mi dinliyoruz, ben bilemedim. Sesi kıssan olmuyor, açsan hiç olmuyor ne bok yiyeceğimi kupanın sonuna kadar bilemez bir halde aldığım tv markasına küfürü bir borç bildim. Bu noktada LG mühendislerinin de altın suyuna batırılması gereken bir takım organlarının olduğu gerçeği çarptı gözüme. Adamlar gitmiş vuvuzela dahil bir çok sikko sesi filtreleyen bir yazılım koymuşlar ürettikleri tv'lere. Ayakta alkışı bırak, nerelerde neler yapılır bu mühendislik karşısında.
Herşeyi geçtim bari vuvuzela sesiyle tribünlerin sesi değil de Ömer Üründül'ün sesi bastırılsaydı da en azından günü kurtarsaydık. Baktım o da olmadı yazıklar olsun dedim tv'ye tükürdüm, sonra gittim iz kalır diye mikrofiber bezle sildim.

4-Hakem Hataları

Ya arkadaş bunların yaptıkları hataların yarısını Turkcell Süper Lig'de yapsan, ne .bneliğin kalır, ne satılmışlığın, ne de karın, kızın, bacın, anneannen. Çizgiyi geçmeyi bırak, kalenin ortasından dışarı çıkan topları görmeyen, 3m lik ofsaytları yakalayamayan, saçma sapan kartlar gösterip, asıl göstermesi gereken kartları göster(e)meyen, birbirinden laçka orta ve yan hakemler birçok sonuca doğrudan etki edip bu boktan kupada bizim de bir tuzumuz olsun demişler, ne de güzel eylemişler. Ofsayt ve korner bayraklarının üzerine oturtacaksın bunları ki ibret olsun diğer hakemlere de neyse şimdi diğer planlarıma hele hiç girmeyeyim çoluk çocuk da okuyor bu blogu. Ayriyetten aile blogumuz da vardır, klimalıdır, mlimalıdır.

5-İğrenç futbol

Maçların %95'ini izlemiş biri olarak diyebilirim ki ben daha önce bu kadar rezalet futbol oynanan bir dünya kupası daha izlemedim sevgili okurlarım. Mexico 86 dan beri ananemle birlikte takip ettiğim kupalar arasında en iğrenci olmaya layık gördüğüm Güneyk Afrika 2010 çerçevesinde, antrenörlere ve teknik direktörlere, seyir zevki yüksek ve teknik kapasiteleri ölçülemez oyuncuları yok edip yerlerine robotumsu, hızlı koşan ve pres yapan, karşı tarafa da kendi takımına da futbol oynattırmayan, ofanstan çok defans yapan bir sürü denyo futbolcuyu yarattıkları için kendilerinden utanmaları gerektiğini söylemekten öteye gidemiyorum ne yazık ki. Kupayı alan İspanya'nın yaptığı 10 pastan 8 ini geriye ya da yanına yaptığı gerçeğiyle yüzleşmek istemiyorum ben ya. Ben Ronaldo'ları, Rivaldo'ları, Zidane'ları, Beckham'ları, Zubizaretta'ları, Ronaldinho'ları geri istiyorum sevgili okurlarım. Messi'ymiş, Cristiano Ronaldo'ymuş hepsininin gördük me mal olduklarını dünya kupasında. He şimdi diyeceksiniz kötü oyuncular mı? Değil. Ama dünya kupası futboluna bir gram birşey katmadılar, ayakları kırılsın merdiven çıkamasınlar, terbiyesiz herifler. Ayrıca dünya kupasında atılan herhangi güzel bir çalımı hatırlayan varsa da kaleye mum diksin.

6-Diego Forlan

Hep yerdim, sövdüm, aşağıladım, bokladım ama bir adam var ki bana dünya kupası hala kurtarılabilir mesajı verdi. Şahsen eski dünya kupaları tadında futbol oynayan ve beni izlerken son derece keyiflendiren tek oyuncu olan Urugay forveti Diego Forlan. Dünya kupasının en iyi oyuncusu ödülünü almakla kalmayıp, Tsubasa konseptiyle oluşturulmuş kendi adına bir de kısa çizgi filmi yapılan bu güzide oyuncu attığı birbirinden güzel goller ve paslarla dünya kupasına dair ümitlerimizi bir sonraki turnuvaya taşımıştır. Adı güzel kendi güzel Diego Forlan'ı blogumuzdan bir kere daha tebrik etmek istiyor, ilerleyen yaşına rağmen herkese "top nasıl oynanır" sorusuna cevap niteliğinde futbolunu göstermesinden ötürü sapsarı saçlarını okşayıp masmavi gözlerinden öpüyorum. Forlan, Fener'e gelsene lan ölümü gör.

7-Larissa Riquelme

Erkek okuyucularımın başlığı okumalarıyla beraber "aaaah ahh!" şeklinde iç geçirdikleri Paraguay'lı manken kızımızı ilk olarak göğüslerinin arasına sıkıştırığı cep telefonuyla tanıdık, sonrası da zaten kendiliğinden geldi. Ergenliğini yaşamaya yeni başlamış veya en hararetli noktasında yaşayan binlerce futbolsever kardeşimizin dimağlarını süsleyen bu kızımız kelimenin tam anlamıyla bütün taraftarları geride bırakarak birçok yerimizde taht kurmuştur. Sevgilim olmasından dolayı daha fazla ayrıntıya giremeyeceğimden ötürü beni anlayışla karşılayacağınızı ümit ederekten, başlığı kopyalayıp google'da aramanız durumunda başınıza geleceklerden dolayı mesuliyet de kabul etmemekteyim sevgili okurlar. Enter at your own risk.


Velhasıl kelam ben bu dünya kupasından bir bok anlamadım sevgili okurlarım. Anlayan da görmedim. Bank Asya liginde bile daha kaliteli maçlar izlediğimizi düşünürsek, nereye gidiyor lan bu milli futbol anlayışı diye karar kara düşünmemek elde değil. Elde değil de nerde diyenler çıkabilir, doğaldır, ama cevabının yeri burası değil ne yazık ki. Teknik oyuncuları nasıl geri getirebiliriz bilemiyorum ama onlarsız futbol ne yazık ki hiçbirşeye benzemiyor. Anlatmak istediklerimi anladınız diye düşünüyor ve lafı daha fazla uzatmadan hepinize Ömer Üründül'süz maçlar diliyorum sevgili okurlar. Meğersem bu blog bizim evimizmiş.

14 Haziran 2010 Pazartesi

TASAVVUF-ROCK MÜZİĞİN PRENSİ ERMAN

Prens Erman'ın dönüşü her zamanki gibi beklenmedik oldu sevgili Ablog Sublog Blog okurları. Her seferinde yaptığı sürpriz çıkışlarıyla bizleri şaşırtan Prens Erman ikinci tasavvuf albümü "Gelin Canlar Formspring.Me" ile piyasaları altüst edeceğe benziyor. Tasavvuf-Rock müziğin ülkemizdeki ender temsilcelerinden olan Prens Erman yeni albümüyle ilgili olarak mikrofonlarımıza,"Bu albüm yüreğimden bir data adeta" dedi. Sorularımızı yanıtsız bırakma alışkanlığını sürdüren sanatçı, "Lütfen bundan sonra bana sorularla değil çözümlerle gelin. Yok hala "ben soruyla gelirim" derseniz, "Allah belanızı versin" der, konuyu kapatırım." diyerek, akılları karıştırmaktan da geri kalmadı. Herşey bir yana gelin dilerseniz albümdeki birbirinden güzel parçalara hep beraber bir göz atalım;


A-

1-Gül kokuyor profili

2-Ben yürürüm twit twit

3-Offline olayım Bill Gates yolunda

4-Mekkede 3G Medine'de Edge

5-Cennetin DNS'ini söyle ey derviş.

6-Kabrimde yok bağlantı

7-Youtube yok mu sandın?


B-

1-Gelin canlar formspring.me

2-Gaflet uykusunda Facebook'u açık kalmış

3-Msn'de geç yazanlardır,vadesini dolduranlar

4-Kefenin modemi yok

5-Seyreyleyip yandım, nurlu profil resmini

6-Sırat köprüsünde elimde netbook

7-Dün gece Iphone'dan tespih çektim


Bu eşsiz albüm hangi müzik marketlerde bu seferde siz tahmin edin sevgili okurlar.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Yaşasın Masal Saati Volume 7: Üç küçük Bikini

Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, 30 yaşında Ahmet adında bakir bir adam varmış. Bu adam köyde insanlardan çok hayvanlarla vakit geçirmeye başlayınca köylü şüphelenmiş, Ahmet'in peşine düşmüş, fakat bir türlü suçüstü yapmayı becerememişler. Günlerden bir gün köyün muhtarı Twitter'da Ahmet'i bulmuş. İletilerini okuduğunda yok pilicim beni seviyor,yok sarıkız beni kesti, yok kınalı kuzum iş attı, gibi söylemlerle karşılaştığında ihtiyar heyetine haber vermiş ve hep beraber bir sonraki twit'i beklemeye başlamışlar.

Ertesi gün Ahmet'in yeni twiti olan "kara tavuğum gece yarısı benim olacakmış" iletisini okur okumaz baskın zamanının geldiğine kanaat getirirler ve Arona ekibiyle Uğur Kindar'a haber verirler. Gece yarısı olunca Ahmet'i takip etmeye başlayan Uğur Kindar ve ekibi bir de bakar ki Ahmet siyahi bir güzelle ahırda oynaşmakta. Yakından bakınca bu siyahi güzelin aşırı solaryum kurbanı Eda Yaşpınar olduğunu gören Uğur Kindar yiğitliğe bok sürmemek adına "bu ahırın hali ne bu böcekler neyin nesi bu ne rezillik kepazeliktir hijyenin olmadığı bu ortamda ilişkiye girilir mi" diye saçmalamaya başlayınca korkan Eda Yaşpınar'ın ortamdan kaçmasıyla milli olma umudu kalmayan Ahmet'in gözünü kan bürür ve Uğur Kindar'a dönerek "bu böcekler afrikadan bir muzun üstünde geliyor bir muzun bir muzun bir muzun" diyerek ilişki sonrası için hazırladığı meyve tabağından bir muz alır ve Uğur Kindar'a deep throat uygulayarak ölümüne sebebiyet verir.

Bu sırada İsmail YKM'ye çekeceği klip için ahır aramakta olan Mustafa Altıyoklar ister istemez olaylara şahit olunca Ahmet görgü tanığı bırakmama adına bu sefer de elindeki avokadoyla Mustafa Altıyoklar'a saldırır. Fakat unuttuğu bir detay vardır ki İsmail YKM de bu sırada ahıra teşrif etmiştir. Klip yönetmenini gördüğü zor durumdan kurtarmak adına Mustafa Altıyoklar'ın kulağına iki adet tıkaç takar ve "Hap gibi içerim" adlı şarkısını seslendirerek Ahmet'in basur memelerinin patlamasına yol açar. Bir anda kanlar içinde yere yığılan Ahmet'i oracıkta kaderine terk eden Mustafa'yla İsmail çoktan arazi olmuşlardır bile.

Ahırın yanındaki tarlada oynarken duydukları İsmail YKM'nin sesine gelen teletabiler Ahmet'i görür, durumuna çok üzülür ve ağlamaya başlarlar. Yanlarında getirdikleri "herşeyi yutan süpürge" arkadaşlarına kanları süpürttükten sonra Ahmet'i alarak teletabi diyarına doğru yola çıkarlar. Ahmet ne olduğunu anlamadan bir de bakarki güneşin içinde bir bebek son derece itici bir vaziyette gülmekte. Allah'ım nerdeyim ben diye düşünürken bir de bakar ki uzun zamandır ortalarda gözükmeyen Kuçum Aydın ve Güner Üvit de teletabi diyarında program yapmaktalar. Gözünüz Aydın Olsun ve Teletabi Turnike adlı programları 5 kişilik ülkede reyting rekorları kırmakta, ikili aradıkları huzuru burada bulmaktadırlar.

Tedavisi boyunca Teletabi diyarında kalan Ahmet delirmenin eşiğine gelmiş, aklını oynatmamak için yoğun çaba sarfetmektedir. Gün içerisinde Teletabilerin göbeğindeki LCD ekrandan defalarca aynı görüntüleri izlemek olsun, elleriyle popolarını tutup "bir daha bir daha" diye bağıran raydan çıkmış 4 teletabi olsun, önüne gelen herşeyi yutan süpürge ile güneşin içerisinde fütursuzca durmadan gülen bebek olsun Ahmet'in bu noktaya gelmesinde önemli rol oynamışlardır.

Ümitsizliğin kıyılarında capoeira yapan Ahmet birden bir uçak sesiyle irkilmiştir ve sesi takip ettiğinde teletabi diyarına uçakla inen şahsın Mahsun Kırmızıdon olduğunu görür. Yanında sarışın bir bayanla gelen Kırmızıdon yeni filmi "Araya Kaçtım" ın çekimlerini yapmayı düşünmektedir. Hızla Kırmızıdon'un yanına gelen Ahmet, "Abi nolur beni kurtarın ne isterseniz yaparım" deyince Kırmızıdon da sette getir götür işlerini yaparsa dönüşte onu oradan götürebileceğini söyler. Teklifi kabul eden Ahmet oyuncular arasında Nihat Doğal'ı görünce ayrı bir sevinir ve o akşam 2 rekat şükür namazı kılar.

Ertesi gün film çekimlerinde Kırmızıdon, sevgilisi olan sarışın bayanı Nihat Doğal'la konuşurken görünce kıskanır ve arkalarından dolaşarak konuşulanları dinlemeye başlar. Bu sırada sarışın bayan Nihat Doğal'a "formspring me Nihat" deyince, bu sözü yanlışlıkla "offspring me Nihat" anlayan ingilizce duayeni Kırmızıdon Nihat Doğal'ı o anda eline geçirdiği teletabi süpürgesiyle vura vura öldürür.

Bu durumu fırsat bilen Ahmet, pilot'u esir alarak uçağa bindirir ve havalanmasını söyler. Havalanan uçaktan aşağıya baktığında teletabilerin Kırmızıdon'un etrafını sardığını ve popolarını tutup "bir daha bir daha" dediklerini gören Ahmet derin bir oh çekerek özgürlüğüne kavuştuğunu düşündüğü sırada hava bozar ve bir şimşek uçağa isabet ederek pilotla Ahmet'in Whooper eti kıvamında kızarmasına sebebiyet verir.

Bu sıralarda 4 teletabi, sarışın kız, Güner Üvit, Kuçum Aydın ve Kırmızıdon saf tutmuş Tinky Winky'nin imamlık ettiği Nihat Doğal'ın cenaze namazını kılmaktadırlar. Tinky Winky'nin "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" sorusunu sorduğu anda ise gökten, kaynağı yıldırım isabet eden uçak olan, 3 küçük bikini düşer. Artık aranızda paylaşırsınız ama birinin altını diğerinin üstünü almak yok takım halinde alın.

Prof. Dr. Ahmet Moronki ile Sebzeler ve Meyveler Dünyasına Yolculuk

Sevgili Ablog Sublog Blog okuyucularım hepinize merhabalar. Malumunuz blogumuzda uzun süren bir ayrılığa gark olduk. İkinci vizelerdi, ödevdi, quizdi, projeydi, final haftasıydı derken bir de baktım ki beyin loblarım hasretinizle birlikte kısık ateşte özlemle kavrulur olmuş.

Uzun süren ayrılıktan sonra kültürel bir yazıyla dönmemin gerekliliğini hissetmem akabinde siz değerli okurlarım için blogumuza bomba bir transfer yaptım; Prof. Dr. Ahmet Moronki. Kendisi bundan sonra Ablog Sublog Blog'da birbirinden spesifik yazılarıyla hayatınıza yön vermeye devam edecek. Blogumuza hoşgeldin Moronki diyerek, sizleri kendisinin ilk yazısıyla başbaşa bırakıyorum sevgili okurlarım.

NEREDE SEBZE ORADA MEYVE!
Merhabalar pek muhterem Ablog Sublog Blog okurları. Bundan sonra belirli-belirsiz periyotlar çerçevesinde burada beraber olacak, sebzelerin ve meyvelerin ışığında yapabileceklerimizi keşfedeceğiz. Bugünkü yazım elime ulaşan okur mektuplarındaki mevsimsel serzenişlerin sentezi sonucu ortaya çıkardığım bir takım genel sorunlara çözüm niteliğinde olacak. İlerleyen haftalarda ise bire-bir okur mektuplarımı da yayınlayacak ve sorularını cevaplayacağım.
Yaza formda girin
Özellikle bayan okurlarımın en önemli sorunları arasında gördüğüm, karın ve basen bölgesinde oluşan yağlanmayı önleyici formülümü ilk kez Ablog Sublog Blog okurları için veriyorum. Kalça bölgesindeki yağlanma için de vereceğim bu formül üzerine bir proses daha ekleyeceğim dikkatle tatbik ediniz. Öncelikle yağlanma görülen bölge tamamiyle, sıkılaştırıcı etkisi yüksek kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incir ile kaplanır. Daha sonra bu katmanının üzerine haşlanırken herhangi bir Kylie Minogue şarkısı söylenmiş 2 adet havuç rendelenmesinin akabinde bir tanıdık vasıtasıyla bu bölgeler su kabağıyla allah ne verdiyse mosmor edilinceye kadar dövülür. Proses esnasında oluşan acıyı dindirmek için anestezi niteliğinde, 10kg bir karpuzu 5mt yükseklikten kafaya bırakmada ben şahsen bir sakınca görmüyorum. Kalça bölgesindeki yağlanmayı yok etmek için ek olarak bu işlemlerin üzerine, zaten ilahi bir mesaj niteliğinde gördüğüm kalça şeklindeki mevyeleri(erik,kayısı,şeftali) çatalımızda sıkıp suyunu kalça bölgesine iyice yedirmemiz sonrası streç filmle sarıp 3 kere "g.tüm g.tüm benim g.tüm, incelsin benim g.tüm" dememiz yeterli olacaktır.
Cinsel Gücünüzü Arttırın
Erkek okurlarımın dikkatle takip etmesi gereken bir bölüme geldi sıra. Zira çok faydasını göreceğinizi düşündüğüm bilgiler vereceğim. Erkek okurlarım dediğime bakmayın, Moronki'nin cinsel gücü arttırıcı müthiş karışımını ve uygulamasını gerek erkek gerek bayan tüm okurlarım güvenle kullanabilir. Göğüslerini, kalçalarını, penislerini büyütmeyek isteyen okurlarım için ek bilgiler de bu yazıda.
Geceden sarılıp birlikte uyduğunuz en az 15 cm lik bir muza en az 256kbps kalitesinde "sex machine" mp3'ü dinlettikten sonra bal ve nutella karışımını döküp üzerini, dövme esnasında dövme işlemini gerçekleştirmediğimiz elimizle cinsel organımızı tuttuğumuz ince dövülmüş fındık, fıstık ve cevizle tamamen kapladığınızdan emin olun. Bu işlemi takiben içerisine mesir macunuyla "yes! we have no bananas" yazılmış alüminyum folyo ile sarıp buzlukta 31 dakika bekletin. Bu esnada, salsa yaparken iç çamaşırına sokulmuş terli 8 kiviyi ince ince doğrayın ve lohusa şerbetinde bekletin. Üzerine cinsel gücü arttırmanın yanısıra penis büyütmek isteniyorsa istenilen boyut büyüklüğünde salatalık ve bir avuç bamya, göğüs büyütmek isteniyorsa, istenilen boyut büyüklüğünde portakal, elma, kalça büyütmek isteniyorsa, yine istenen büyüklükte karpuz ya da kabak rendelenmesi yeterli olacaktır. Oluşan bu karışımın ortasına dondurulmuş muzu dikip soyunurken yemeye başlayın. Son lokmayı üzerinizdeki son kıyafeti çıkardığınızda yutmaya dikkat edin. Hayırlı işler.
Birçok derde deva niteliğinde olacak bir dahaki yazımda görüşmek üzere değerli okurlarım, hepinize bol sebze ve bol meyve dolu günler diliyorum. Diri kalın.

18 Nisan 2010 Pazar

Ermando Hose ile Gönül Karmaşası

Beklenen gün geldi, hasret bitti sevgili Ablog Sublog Blog okurları. Beyaz bayraklarınızı hazırlayın çünkü duygu yüklü Brezilya'lı şair Ermando Hose Akerano Delcastio, gönüllerinizi teslim almaya geliyor. Muhteşem bir başyapıtla sevenleri ile buluşan Akerano, Ablog Sublog Blog okurları için verdiği kısa süreli demeçte; "Duygusal dünyam sevdiceğimin aşkıyla adeta bir galaksi bir güneş sistemi kıvamına geldi, bu şiirimi biricik sevdiceğime ithaf ediyorum, umarım beğenirsiniz" dedi. Verdiği uzun aradan sonra özlediğinizi düşündüğümüz duygu yüklü şairimizin kalbinin en derinlerinden çıkardığı bu olağanüstü eserle başbaşa bırakıyoruz sizleri. İşte Akerano'nun yeni şiiri; "Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum".



Ermando Hose Akerano Delcastio'nun sponsoru Silbak Mendilleri, keyifli vakitler diler.





Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum


Gönlüme yuva yapmış koza örmüş örmüş sevdiceğim,
Star Wars'u izlerken de hep aklımda biriciğim,
Onunla beraberken derbi maçı bile unuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.

Tv'de gol olurken bir ömür önümden geç kelebeğim,
Defalarca anlatayım ofsaytı, sen anlama brovnim,
Gönlüm açmak ister yare, oturum üstüne oturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum

Teknolojiden anlama mms ayarlarını ben yaparım,
Finallerden çok kafama, oje rengini takarım,
Kucağımda uyurken akan salyasını, kalbime dokuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.

Bebeğim 2 yumurta kırsa, değişmem Bursa İskendere,
Dizini sehpaya çarpsa, düşerim gamlı kedere,
Gönül çipimi bir tek yarin modülünde okuturum,
Korkma yıkan çiğ tanem, saçlarını ben kuruturum.


Ermando Hose Akerano Delcastio

17 Nisan 2010 Cumartesi

TEKSTİL İNGİLİZCESİ

Sevgili okurlarım, yaşadığınız ve gördüğünüz üzere havalar ısındı, vücutlar açıldı. Kazakların yerini t-shirtler, kadife pantolonların-kotların yerini incecik taytlar, mini şortlar, etekler ve kapriler almaya başladı. Ancak gözlerden kaçan büyük bir tehlike yeniden hortum hortum hortlamanın arifesinde bizleri bekliyor, her köşebaşında adeta pusuya yatıyor. Ve işte karşınızda yaz mevsiminin en büyük tehlikesi; Tekstil İngilizcesi!

Cahiliye dönemimizde hangimiz giymedik ki, o üzerlerinde birbirinden manasız ingilizce tamlamalar, terimler ve ideolojiler barındıran o birbirinden nadide ürünleri.Hangimizin beyni sulanmadı ki, ilköğretim yıllarımızdan itibaren başladığımız ingilizce öğrenimimizle tamamiyle çelişen sözcük gruplarının tarifsiz yerleşimleriyle karşılaşınca.

Ya sevgili okurlarım herşey bir yana, bu nasıl bir kültürdür nerden çıkmıştır piyasaya, anlamış değilim. En büyük markalardan tutun da salı pazarına, ihracat fazlası ürünlere kadar tüm tekstil ürünlerinin üzerinde, okuduğum andan itibaren beni bambaşka duygu, düşünce ve dünyalara sevk eden birbirinden güzide ingilizce yazılar yazmakta. Geçen gün Bağdat Caddesi'nden Kadıköy istikametine giden bir dolmuşa binmemle, "syntax error" vermem bir oldu. Şöförün üzerindeki sweat-shirt'ün göğüs bölgesinde "Secret Defense,The Real Army Worker, Street Games" yazıyordu. Girdiğim edebi komadan çıkmamla birlikte bir de baktım ki son duraktayım.

Vapura bineceğimden dolayı mutluydum çünkü deniz havasının bu tip durumlara iyi geleceği düşüncesindeydim. Akbil gişelerinden geçip, tam mutluluğa yelken açacağım sırada bir darbe de vapuru bekleyen bir teenage'den geldi. "Seven Ocean's Sailing Master, Navigator 3000, Neptune, Water Power" yazan t-shirt'üyle beynime tecavüze kalkıştı.

Dedim bu iş böyle olmayacak, en iyisi okumamaya çalışmak. Aklıma güzel şeyler getirip onları düşünmek. Vapura binip martıları izlediğim bir sırada çıktığım bu psikoloji, bir diğer arkadaşın kapşonlu sweat'inde yazanları gayri ihtiyari okumamla tekrar bana doğru koşmaya başladı. "Turbo Power 72, Speed, Driven, Roadrider, Gasoline, Why not make a smart?"! Ne yapacağımı bilemez bir şekilde içeriye girmek istedim ama nafile, kaçış yoktu. Vapurun kantininde tost yemekte olan bir arkadaşın t-shirt'ü, bundan kaçış yok dercesine yazılarla doluydu; New Fashion Style, Empowering Technology, This is the art".

O kadar zor durumdaydık ki sevgili okurlarım, kelimelerle ifade edemem. Tam beynimi teslim etmek üzereydim ki birden ezan okunmaya başladı. Allahu Ekber, Allaaahu Ekber!!!... Neil Armstrong'un ay yüzeyinde gezinirken ezanı duymasıyla eşdeğerdi bu sahne. Ben de neresinde olduğumu bilemediğim bir galaksiden birden ezan sesiyle dünyaya dönmüştüm. Hala umut vardı. Ezan sesiyle sorguladığım yaşantımda bu tip umutsuzluklara kapılmamam gerektiği sonucuna ulaştım. Elim ayağım tutuyordu, sağlığımda yerindeydi, çok şükür deyip Beşiktaş'taki ingilizce parçalanmış tekstil ürünlerinin arasına attım kendimi. Bir nevi sınava tabii tuttum bünyemi diyebiliriz. Hepsini inadına okumaya başladım. "Captain 33, Snowboard Factory, Under Sea Level, Soccer Party, Oklahoma State Warrior, High Quality Fashion, %100 Human Denim, Where is the soul?, National Golf Club"... Artık hiçbiri bana etki edemiyordu. Derin bir "ooh" çektikten sonra bir kez daha huzurun İslam'da olduğunu gördüm.

Sevgili okurlarım anlayacağınız bu yaz işimiz her zamankinden daha da zor, çünkü tekstil ürünlerinin fiyatlarındaki büyük düşüşle beraber herkes bu tür ingilizce yazılar içeren ürünlere kolaylıkla erişmekte. Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimlerine tamamen ters düşen bu yazılardan etkilenmemesi adına toplumca bu tür yazıları içeren ürünleri alıp giymezsek çok akıllıca bir iş yapmış oluruz diye düşünüyorum. Eğitim seviyemizle giydiklerimiz arasındaki önemli ilişki de bu noktada ortaya çıkıyor deyip sizleri derinden etkileyeceğini düşündüğüm birkaç örnekle başbaşa bırakıyorum. Örneklerdeki ingilizce doğru kullanılmış olsa da, bu sefer de ne manaya geldiğini bilmemekten kaynaklanan dumuri durumlar diyebiliriz. Ayrıca gözleri yeterli derecede göremeyen okurlarım için eklemek istiyorum ki, en sağda gördüğünüz arkadaş "God's Busy, Can i Help You?" yazılı ve şeytan baskılı sweat-shirt'üyle camiide namaz kılmakta. Vah bana vahlar bana.














Madalyonun diğer yüzünü de gördükten sonra artık boynumuza takmanın vakti geldi diyebiliriz sevgili okurlarım. Manasız veya manasını bilmediğimiz yabancı dildeki yazılarla bezenmiş tekstil ürünlerinden kaçmanın gerekliliğini hep beraber özümsediğimizi düşünerek hepinizi göz kapaklarınızdan öpüyorum. Şimdi ise bütün bu yazdıklarımı unutup, dışarı çıkıp "The Turbo Blog, Super Writer 34, High Quality Topic, Massachusetts Bloggers Club" yazılı tişörtümle fırtına gibi eseceğim. Buna istinaden siz de esen kalın canlarım.

8 Nisan 2010 Perşembe

ERMANATIONAL GEOGRAPHIC: DOĞADAKİ İLK MÜHENDİS BOK BÖCEĞİ

Sevgili Ablog Sublog Blog okurları, gün geçmiyor ki size faydalı olan bir bölüm bloğumuzda kendine yer bulmasın. İşte size bir yenisi daha; Ermanational Geographic. Bu yeni bölümde birbirinden ilginç doğa olayları ve kahramanlarını ele alıp, doğanın gücü karşısında kah eğileceğiz, kah doğrulacağız. Birbirinden bilimsel ve öğretici konularla bilimin ışığında bronzlaşacağız. Bugün ele alacağımız konu başlıktan da anlaşılacağı üzere "bok böcekleri". Bugüne kadar ismi sebebiyle hor gördüğünüz bu ulvi canlıya yazımız sonrası duyacağınız saygının derecesini siz bile tahmin edemeyeceksiniz sevgili okurlarım. Hatta ağızlarınız ona bir kez daha "bok" demeye varmayacak.Girizgahımızı bitirip bölümümüzün startını vermenin tam zamanıdır diye düşünüyorum.

Bok böceği dediğimiz canlı tabiri caizse doğadaki ilk mühendistir sevgili okurlarım. Bu kanıya uzun ve uğraşlı araştırmalardan sonra vardım desem, herhalde yanlış olmaz. Bok böceğinin asaletli ve vakur duruşunun altında bir matematik dehası yatmaktadır. Şimdi kendisinin bizi kırmayıp Ermanational Geographic için özel olarak verdiği poza bir göz atalım isterseniz. Kendisiyle yaptığımız röportajı da birazdan sizlerle paylaşacağız. Dilerseniz önce bok böceğinin eşsiz özellikleri hakkında kısa ama çarpıcı bilgilere geçelim.

Bok böcekleri 30 adet olan parmaklarıyla kendi ağırlıklarının tam 1141 katını itebilir ve çekebilirler. Bu da 70kg bir insan ağırlığı bazında ortalama 80ton civarında bir ağırlığa tekabül etmektedir. Kendisi bu önünde durulamaz gücünün yanında vücudunu yeterince geliştirdiğini düşündüğü an, matematik ve fen alanında çalışmalar yaparak zekasını da geliştirmiş ve tam manasıyla böceklerin Einstein'ı pozisyonuna yükselmiştir.

Yumurtalarının güvenliğini sağlama amacıyla başlattığı projesi doğada ses getirmiş ve insanoğluna birçok alanda ışık tutmuştur. Bok böceği yumurtalarını saklamak için sıcak ve güvenli bir ortam bulma amacıyla boku tercih etmiş, akabinde yaptığı türlü hesaplamalar ile optimum yumurta güvenliğini sağlamayı başarmıştır. Şimdi kendisiyle olan röportajımızı yayınlayarak aklınızda kalan soru işaretlerini bir bir giderelim sevgili okurlarım.

Erman:Öncelikle bu yoğun mesainiz arasında bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz sayın bok böceği.

B.B: Rica ederim benim için büyük bir onur bu blogda sizlerle olmak.

Erman: Bize optimum yumurta güvenliği projenizden biraz bahseder misiniz acaba?

B.B: Tabii ki. Aslında herşey hamile kalmamla başladı. Siz de tahmin edersiniz ki, canlılar ana olduktan sonra daha farklı düşünmeye başlıyor. Bende evlatlarımın güvenliğini sağlayabilmek için bir ana içgüdüsüyle azmi birleştirip ortaya çok başarılı bir proje çıkardığımı düşünüyorum.

Erman: Okurlarımız için biraz detaylandırabilir misiniz acaba projenizi?

B.B.: Elbette. Öncelikle yumurtalarımı belirli bir süre sıcak tutabilecek, ayrıca titreşimleri sönümleyerek onlara zarar gelmemesini sağlayacak bir ortam hazırlamam gerekiyordu. Ben de doğadan temin edebildiğim birkaç malzeme arasından boku seçtim. Sıkıştırılmış bok yüksek mukavemeti sebebiyle projem için biçilmiş kaftandı adeta. Daha sonra bokun güvenli, sessiz ve sakin bir ortama transport etme gereksinimim ortaya çıktı. Ben de 3 boyutlu geometrik şekillerden en uygunu olan kürenin bu işlem için mükemmel olacağını düşündüm ve boktan kopardığım parçayı küre şekline getirmeye karar verdim. Böylelikle arka ayaklarımla boku sürükleyerek istediğim yere götürebilecektim.
















Erman: Peki hiç zorluklarla karşılaşmadınız mı acaba projenin bu safhasında?

B.B.: Karşılaşmaz olur muyum. Yaptığım hesaplamalarda elips şeklindeki yumurtalarımın toplam hacminin 4/3 π r3 olan kürenin hacminin yarısı kadar olması gerektiğini gördüm. Bu şekilde titreşimlerden etkilenmeyerek güvenli şekilde transport edebilecektim. Kürenin hacmini bulduktan sonra yumurtalarımın hacmini hesapladım. Elips şeklindeki olduklarından hacimlerini hesaplamada bayağı bir zorlandım çünkü sferoyid düzlemde 4/3 π abc olan elips hacminin parametlerini hesaplamak gerçekten büyük uğraş isteyen bir işti. Birkaç hatalı hesaplamadan sonra optimum hacmi bularak yumurtalarımı boka yerleştirdim ve istediğim yere sürükleyerek götürmeyi başardım.

Erman: Gerçekten çok etkileyici. Peki sonra?

B.B.: Teşekkür ederim. Sonrası küre şeklindeki boku, yumurtalardan yavrularım çıkmaya başlayana kadar, yani 24 gün sürecek olan süreçte güvenli olmaları için, toprağın altına gömmeye karar verdim. Kürenin çapı kadar genişlikte ve çapının 1.5 katı derinliğinde bir çukur açarak içine yerleştirdim.

Erman: Yavrular yumurtalardan çıkmaya başladıklarında nasıl zorluklarla karşılaşmışlardır kim bilir. Bunun için bir önlem aldınız mı peki? Ne bileyim bir yol falan kazdınız mı dışarıya doğru mesela?

B.B.: Hayrı daha pratik bir çözüm buldum. Yavrularımın gücü boku ve toprağı delmeye yetmeyeceğinden bokun içinden çıkmaları imkansızdı. Ben de boku bir çözücü yardımıyla dağıtarak yavrularımın serbest kalmasını sağladım. 24 gün sonra kazdığım yerden boku çıkararak suya doğru götürüp, bıraktım. Suda çözünen bok, yavrularımı serbest bırakarak karaya çıkmalarını sağladı.

Erman: Gerçekten muhteşem bir proje. Tebrik ediyorum sizi sayın bok böceği. Harikulade bir iş başarmışsınız.

B.B: Çok teşekkür ederim. Onore oldum. Kakanız gelince haber verirseniz beni çok mutlu edersiniz sayın Erman.

Gördüğünüz üzere sevgili okurlarım bok böceğinin akıl almaz projesi bugün birçok mühendise ilham kaynağı olmuş ve belki de tekerleğin icadında başrolü oynamıştır. Doğanın bu gizli kalan hazinesini Ermanational Geographic'te gün ışığına çıkarmak istedik. Umarım hepinize faydalı olmuştur. Bir dahaki kahramanımıza kadar hepiniz doğayla kalın, boku yabana atmayın.

2 Nisan 2010 Cuma

FANTAZİ-ROCK MÜZİĞİN PRENSİ ERMAN




















Özlediniz, beklediniz, inim inim inlediniz...O ise kendine yakışanı yaptı ve yine hidrojen bombası kıvamında bir albümle sevenlerine merhaba dedi. Prens Erman yepyeni albümü "Terkettiğin o disket, şimdi artık Blue-Ray" ile gönüllere demir atmaya geliyor. Birbirinden iddialı parçalarla baharı karşılayan sanatçı, her zamanki gibi sorularımızı yanıtsız bıraktı. Albümüyle ilgili olarak sadece "Bu albümü tüm sevenlerime ithaf ediyorum,unutmayınız ki unutulanlar,unutanları, asla unutmazlar" diyerek kafalarda soru işaretleri bırakan Prens Erman, albümüyle kendisinden yine çok söz ettireceğe ve yeni imajıyla da genç kızların gönlündeki yerini sağlamlaştıracağa benziyor. Gelelim albümdeki birbirinden iddialı parçalara;

A-

1-Nazlı yari görünce 100HZ artar refresh rate’im.
2-Biz ayrı chipsetler için tasarlanmışız.
3-Lcd’mdeki çizgilerin bir adı sen.
4-Maddiyatçı yarim NumLock’una taş koymuş.
5-Tümünü seç sonra Del bu hatun milletinin.
6-Yükleyemem derdimi hiçbir external hdd’ye.

B-

1-Enter tuşumun boyu mu işlevi mi, cevap ver?
2-WinXp de sevdim seni Win7 de tanımam.
3-Notebook’ken Netbook oldum zalim yarin dizinde.
4-Dört çekirdek aile kaç GHZ sen söyle?
5-Ram’de tutmam Rom’a yazarım satır satır sevgini.
6-Terkettiğin o disket, şimdi artık Blue-ray.


Tükenmeden almaya gayret sarf etmeniz gereken bu muhteşem albüm her zamanki gibi yine en birinci müzik marketlerde!

31 Mart 2010 Çarşamba

ASB AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ: APC101 APAÇİLİĞE GİRİŞ (INTRODUCTION TO APACHITY)

Pek muhterem Ablog Sublog Blog okurlarım, bugün hepimiz adına akademik bağlamda büyük bir gün. Neden derseniz, ki dersiniz bilirim, bugün muhteşem bir bölümün startını vermekteyim. Birçok okurumun kişisel gelişimine katkısı olacağını düşündüğüm ASB Açıköğretim Fakültesi, eğitim-öğretim hayatına başlıyor. İlk dersimiz ise günümüzün trend tarzları arasında yer alan apaçilik ile ilgili. Düz liselerdeki anadolunun bağrından kopmuş birbirinden güzel, fakat eğitimsiz genç kızlarımıza ilgi duyan okurlarımın kesinlikle kaçırmaması gereken bir ders. Yoklama yok, quiz yok, vize-final hiç yok. Sadece öğrenime önem veren fakültemizde kontenjan sınırı da yok. İyisi mi hemen kaydınızı yaptırın ve birbirinden eğlenceli ve öğretici dersleri kaçırmayın. Dilerseniz ilk dersimize başlayarak fakültemizin hepimiz için hayırlı olmasını temenni edelim.

Sevgili öğrenciler, bugünkü dersimiz az önce de bahsettiğim gibi apaçilik üzerine. Bu zamana kadar apaçi olmak istemiş, ancak olamamış olabilirsiniz. Bugünkü dersimizden sonra, apaçilik hakkında birçok apaçiden daha fazla teorik bilgiye sahip olacaksınız. Pratiğe dökmesi ise tamamen şahsi kabiliyetiniz ve zevklerinize kalmış.

Görünenin aksine gayet zor bir yaşam tarzı olan apaçilik, tahminen 2000'li yılların başında bulunmuştur, günümüzde ise adeta altın çağını yaşamaktadır. Bu akım, yapılan araştırmalarca punk,metal,emo,gothic gibi alt kültürlerden sonra gelen en güçlü akımlardan bir tanesidir. Gücünü mensuplarının maddi durum yetersizliğinden ve çeşitli Amerika altyapılı tv dizilerinden alan apaçilik, sanılanın aksine oldukça detay içerir.

Biz bu dersimizde apaçiliği 4 ana başlık altında inceleyeceğiz. Bunlar;

1-Saç stilleri
2-Giyim-Kuşam-Moda
3-Müzik
4-Kültür

olan ana başlıklardır.

1-Saç stilleri

Apaçiliğin özünde en önemli kavramların başında gelir saç stili. Belli bir kesim tarzının ön plana çıkmadığı saç stillerinde mühim olan aykırılık ve anormalliktir. Saçın beklenmedik bir bölgesine vurulan ustura, her biri ayrı bir doğrultuya bakarak 3 boyuta meydan okuyan saç telleri ve ensede bırakılan perçemler öne çıkan simgelerdir. Çeşitli Bank Asya 1. Ligi oyuncularında da rastlanan bu kesimler apaçiliğin bir nevi gövde gösterisidir. Jöle, sprey, wax, dax ve bilumum saç şekillendiricileri adeta silahıdır apaçinin. Öndeki saçların yatırılması ve arkadaki saçların dikilmesi ile elde edilen stil ise her apaçinin rüyasıdır.

2-Giyim-Kuşam-Moda

Apaçi modası deyince aklımıza gelmesi gereken en önemli nokta yine olağandışılıktır. Kah rengarenk, kah yakası paçası bir yerde, kah "mevsime isyan", kah "kesime anarşi" şeklinde binbir çeşit style(apaçi terminolojisinde stayla diye geçer) apaçileri süsler. Resimde de dikkat edeceğiniz üzere göbeğe kadar açık yakası dikilmiş gömlekler, tişört üstü yelekler, bir çok ünlü markanın taklidi ayakkabılar,kotlar ve gözlükler, solarium ve tabii ki çeşitli duruşlar apaçilerin vazgeçilmezleri arasında gelir. Sol alt köşede biri sweatshirt, diğeri t-shirt, bir diğeri gömlek üzeri hırka ve sonuncusu da triko üzeri atkı giyen apaçilerimize bakarak "mevsime isyan" ile neyi kastettiğimi çok daha iyi anlayacaksınız sevgili öğrencilerim. Bir diğer apaçimizdeki çakma nike kolluk ise logodaki tutarsızlığıyla apaçi modasında son nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada dikkat etmemiz gereken en önemli husus ise bu kıyafetlerin hiçbirinin birim başına 10tl yi geçmemesi gerekliliğidir.

3-Müzik

Apaçilerin olmazsa olmazlarından birisi de müziktir sevgili öğrenciler. Tam olarak türü kestirilemeyen bu tarz, kulağa rap-arabesk sentezi olarak gelmektedir. Apaçi müziğinin babası olarak görülen İsmail YK tam anlamıyla apaçi müziği yapan tek sanatçıdır. Can-Kan'da yaptığı müzikle, apaçi müziğine çok hizmeti geçmiş bir diğer gruptur. Apaçi müziğinin ayırt edici özelliği nedir derseniz ise, bu müzik türü apaçiler tarafından cep telefonlarından ulu orta yayın yaparak dinlenmekte, park-bahçe, köşe başları, mesire ve piknik alanları demeden her türlü alanda yüksek sesle çalınmaktadır. Bir dönem apaçi popülasyonunu kendinden geçiren "çek git bebeğim uzaklara" adlı parça ise şu zaman kadar yapılan en muhteşem parçalardan biri olup apaçi klasikleri arasındaki yerini çoktan almıştır. Bunun yanında underground,hiphop ve techno tarzı müziklerin apaçi müziğine uyarlamasıyla elde edilen bir çok mix, apaçi müziğinin bütünlüğünü oluşturan bir diğer alt katmandır.

4-Kültür

















Apaçi kültürünün tam olarak ne olduğu bilinmese de bir kaç karakteristik özelliğinden bahsetmekte fayda var sevgili öğrenciler. Bunlardan birisi bir önceki müzik ana başlığının kültür üzerindeki yansımasıdır dersek emin olun yanlış birşey yapmış olmayız. Apaçiler sanal alemdeki rumuzlarının başına Mc ve Dj kısaltmalarını koyarak apaçi müziğine emek verdiklerini gösterirler. Yaptıkları mixleri kendilerine ait fotoğrafların arkaplanına ekleyerek videolar oluşturur, bu videoları internette bir çok paylaşım sitesinde hunharca yayınlayarak bu kültürü yaymaya çalışırlar.

Bir diğer husus ise apaçilerin tabanında yiğit-mert anadolu civanları yatması sebebiyle yürüyüşlerine akseden, kolları ve bacakları açık tutarak(horozlanma) yürüme şeklidir. Kadınının yanında üzerindeki renklerin aksine maço bir karakteri benimseyen apaçiler, kendi aralarında aşırı samimi anlamında kullanırsak g.te parmak birer şeftalidir.

Akademik kariyerleri lise ile sonlanan apaçilerimiz, sahip olamadıkları maddi gücü taklit etme yoluyla egolarını tatmin etmenin belki de en üst mertebesindedir. Taklit marka sektörünün önlenemez yükselişiyle fiyatların dibe vurması, apaçilerin tv de gördükleri marka ve kıyafetlerin taklitlerine 1/100 fiyatına ulaşabilmesi sonucunu doğurmuş ve "daydreams" adı verilen gündüz rüyalarını görmeye başlamışlardır. Michael Jakson ne kadar beyaz olduysa, apaçilerimiz de o kadar statü sahibi olmuştur ne yazık ki.

Apaçilerimizin kültürel özelliklerinden birisi de kendilerine has danslarıdır. Bu danslar keskin figürlerin ritmle birlikte senkron bir şekilde sergilenmesinden oluşmaktadır. Ellerin ve kolların bacaklara nazaran daha çok kullanıldığı figürlerin icrası kolay olmamakla birlikte apaçi ruhunun dışavurumudur da diyebiliriz. Bu bağlamda linkini paylaşacağım bu iki olağanüstü videoya başvurmanız, konuyu daha iyi anlamanıza da yardımcı olacaktır sevgili öğrenciler;

http://www.youtube.com/watch?v=Wt7X-SUtvEM

http://www.youtube.com/watch?v=zBA35QQoUeY

Kaba tabirle içki-sigara, mevzu ve karı-kız üçgeninde liseye devam eden yahut liseden mezun olduktan sonra kargo şirketlerinde, fast-food restoranlarında ya da el ilanları dağıtarak yaşamını idam ettiren apaçiler, kültürel anlamda kendi aralarında bir jargon oluşturmuşsa da bundan bilim dünyasının henüz haberi yok sevgili öğrenciler. Kültür alanına yönelik elimizde daha fazla veri bulunmadığından dersimizi burada noktalıyor, önümüzdeki zaman diliminde yeni bilgilere ulaşmamız durumunda, bu dersin bir üstü olacak olan APC102 kodlu derse kayıt yaptırabilirsiniz diye de ekliyorum. Dersimiz bitmiştir, tenefüse çıkabilirsiniz.

7 Mart 2010 Pazar

MISS TURKEY, KADIN VE İ.T.Ü. MAKİNA FAKÜLTESİ

















Sevgili okurlarım hepinize merhabalar. Bugün, yazının başlığında da okuduğunuz, birbirinden bağımsız gibi görünen bir takım öğelerin aslında nasıl bir ilişki içerisinde olduklarına tanık olacaksınız. Hele ki La Fontaine'sel bir yaklaşımla fakültenin ortabahçesindeki kediyi konuştursam neler der neler de, o kısmı başka bir zamana bırakıp yazıya nüfuz etmek daha iyi olacak sanırım.

Makina fakültesi erkekleri olarak irili ufaklı çemberler kurup sigara-kahve-çay- abur cubur dötgeninde kaybolma aktivitesini icra etmediğimiz bir gün neredeyse yok gibi sevgili okurlarım. Bu dairelerde neler döner neler anlatsam bloglara sığmaz. Bugün deyineceğimiz konu ise içerisinden sadece ve sadece birisi olan "Makina fakültesi erkeğinin eleştirisel bakış açısının kadın bedeni üzerindeki tarifsiz dansı".

Ortabahçe popülasyonun %5 ini oluşturan kadın nüfusu, bu tür üstdüzey bir eleştirisel yaklaşımdan haberdar olsaydı eminim herşey çok farklı olmakla kalmaz hem göze hem gönüle hitap eden, "edalı işveli makina güzelleri"ne dönüşürlerdi. Onlar ise bütün gün futbol, uçkur ve akademik ortalama konularıyla dönen daireler tarafından hunharca kesildiklerini düşünmekteler, çok yazık.

Bu dairelerin iç dünyasına inersek, bünyelerinde bir bayan bulunmadığı durumlarda, moda eleştirmenleri, estetik uzmanları, yazılı-görsel düşünürler ve beden dili uzmanlarıyla doludur. Göz yoluyla kapsadıkları alanlarına herhangi bir dişi girişiyle, uzmanlarımız sesli düşünmeye ve etrafındaki diğer uzmanlarla fikir alışverişi yapmaya başlarlar. Dişimizin kısa boyuna rağmen giydiği ve dizinin üstüne kadar gelen çizmelerinden tutun da, etek boyunun ele verdiği karakteristik özelliklerine kadar birçok konuda fikir beyan ederler. Optimum güzelliğe ulaşmadaki gayretlerinin her ne kadar sonuçsuz kalacağını bilseler de, dişilerin her türlü olumlu hareketleri ve kendini geliştirmeye yönelik hamleleri onlarda derin bir mutluluk yaratır. Oje-saç rengi, saç stili, epilasyon, makyaj, çorap seçimi, adab-ı muaşeret, yürüyüş, bakış, oturuş-kalkış gibi birçok öğe onlar için mükemmeliğe giden yolda küçük birer adımdır.

Fakülteye adım attıkları ilk günden itibaren bu daireler içerisinde yer alan erkek bireyler, 3 senelik tecrübelerinden sonra artık birer Miss Turkey jürisi kıvamına gelmişlerdir. Kadın vücuduna ve modasına hakimlikleri parmak ısırtacak cinstendir. Fakültedeki kız sayısının azlığından dolayı, herhangi bir dişinin ayağının takılıp düşmesi sonucu oluşan görsel durum anında, içlerinden son derece hayvani ve içgüdüsel bir takım hareketler geçse de, kendi aralarında dile getirmekten çekinmez, anlık kalite kaybından sonra eleştirilerine kaldıkları yerden devam ederler.

Bir dişiden hoşlanmaları durumunda bunu diğer eleştirmenlere açarak fikirlerini almakta hiç ama hiç gecikmezler. "Oğlum kızın eteğini görmüyor musun motor lan bu kız", "hiç makyaj yapmamış demek ki erkek arkadaşı yok", "şu yürüyüşe bak ya, orta ölçekli bir ülkenin prensesi lan bu", "kimseyi kesmiyor oğlum o kız, g.tü kalkmış onun", "kolları çok kıllı kanka, yazın çekilmez o kız, kimbilir diğer yerleri nasıldır", "demin hademenin elleri doluyken ona kapıyı açtı, temiz kalpli bir kız", "tam çocuklarının anası olacak kız ya çok efendi", "salsa kursunda gördüm ben o kızı dostum, bir body giymişti aklın durur, yaramaz hiç bulaşma", "kotundan g-stringi gözüküyor adamım, evde aletli cimnastik yapacaksanız birşey diyemem" gibi bir takım seviyeli-seviyesiz eleştirilere maruz kalsalar da diğer takım arkadaşlarının eleştirileri onlar için çok önemlidir.

Bu yüzdendir ki bu dairelerde birbirinden başarılı eleştirilere imza atan bu erkekler benim nezlimde Miss Turkey jüriliği açısından biçilmiş birer kaftandırlar. Dişilerin bacak boylarndan hoşlandıkları müziği, kot markasından sevdiği alkollü içeceği tahmin edebilme düzeyine erişmiş bu güzide insanları değerlendirmekte büyük fayda var diyebilirim. Şüphesiz ki bu birikime sahip olmak kolay iş değil. Heleki mukavemet, makina elemanları, termodinamik, ısı iletimi, imal usulleri gibi dersler varken başınızda. Benden söylemesi yetkililerden değerlendirmesi. Hepinizin gözlerinden öper hayata eleştirisel gözlerle bakmanızı temenni ederim sevgili okurlarım. Au revoir...

*Yazının kapak resmindeki fotoğrafını kullanmama izin verdiğinden dolayı, fakültemizin Moda Tasarımı bölümünde okuyan arkadaşım Ece AKPULAT'a teşekkür ederim.

21 Şubat 2010 Pazar

Nostalji Kuşağı Episode IV: TASO
















Sevgili okurlarım hepinize merhabalar. Bana kızdığınızın farkındayım ama ne yazık ki uzunca bir süre Ablog Sublog Blog'da sizlerle buluşma baabında elimden birşey gelmedi. Sakın ha başka yerlere yazdığımı düşünmeyiniz, ağzıma su alır yüzünüze püskürtürüm. İpucu hususunda sizlerle şu kadarını paylaşabilirim ki bir süreliğine hayatı yine "ciddiye" aldım ve yine "sana sevdanın yolları, bana ninja yıldızları" konseptiyle sonuçlandı. Döşüm(göğüs bölgesi) kanayadursun, koşa koşa siz sevgili okurlarıma geldim ki bir nebze olsun pansuman yapın şu gönül yarama.

Bu kısa ve samimi bilgilendirme amaçlı acıtasyondan sonra gelelim asıl mevzumuz olan, 90 lı yılları çifte kasıp kavrulmuş hale getiren insanüstü bir tasarım harikası olan zımbırtı "taso" ya. Uzay Gıda'nın hayatımıza sokmuş olduğu bu cisimler, bir zamanların çocukları ve hatta benim gibi büyümeyi reddeden bünyeleri için para birimiydi adeta. Çıktığı gün itibariyle hayatı felç etmeye başlayan ve "bu insan icadı olamaz, bunu kesin mısır piramitleri tadında uzaylılar getirip cipslere koymuştur, sonrasında da gıda firmasının adına Uzay Gıda demişlerdir" diye düşündüğüm tasolar, şu andaki birçok yetişkini de kumarın cazibesiyle tanıştırmıştır demekten kendimi alamayacağım. Tasoyla birlikte altı yakılan birçok ocak, kıbrısta rulet başında sönmektedir, ne acıdır.

Üzerinde Looney Tunes karakterlerinin olduğu tasolar çıktıktan kısa bir süre sonra, süper tasolar ve mega tasolar peydahlanmıştır piyasaya. Süper tasolar 2 normal taso, mega tasolar ise 5 normal taso değerindeydiler ve renkleri de diğerlerinden farklıydı(mega pembeydi yanlış hatırlamıyorsam). Yediğim cipsten bazen 2 süper veya 2 mega taso çıkardı ki sevgili okurlar, size yemin ediyorum sonrasında neler neler oldu sevindim, yerini tutmadı, tutamaz.

Bakkallarla olan ikili ilişkilerimizde tavan yaptığımız bu zaman diliminde, içerisinde taso olmayan bir cips satın alınması durumu, geceleri bizleri yataktan ter içerisinde uyandıracak derecede bir kabustu adeta. O yüzden, cipsi satın almadan evvel bakkal amcaya yakalanmadan mıncık mıncık edip, cips geometrisine uygun olmayan o geometriyi el yordamıyla hissetmek farzların en güzeliydi. Ruffles, en az rağbet edilen cipsti çünkü taso geometrisine en yakın geometri ondaydı ve bizleri taso taraması esnasında hunharca kandırıyordu. Cheetos ve Tombi ise en çok rağbet edilen ürünlerdi, hatta fıstıklı tombiden nedense en zor çıkan, ender sayıdaki tasolardan çıkıyordu, hiç unutmam. Yağlı ellerle, tasoları rakiple beraber üstüste dizip yazı turadan sonra değişik teknikler kullanarak diğerlerinin üzerine fırlatıp ters çevirmek nedir, yaşayan bilir sevgili okurlarım. En alta yamuk bir taso koyup tek vuruşla hepsini ters çevirip sahip olmak da yaptığımız ilk pislikler arasında yer alır(taso oynadığım herkesle helalleştim).

Öğretmenlerin yakaladığı yerde alıp kırdığı, birçok arkadaşlığın başlamasına ve bitmesine neden olan, ve ortaokul yıllarındaki erkeklerin hormonal gelişimine paralel yaptıkları cinsel faaliyetleri(merdiven altında bekleme, okula porno dergi getirme, otobüste fortladığı kızı anlatma vs.) bile frenlemeyi başarabilmiş bu zımbırtılar, kronolojik olarak lise dönemimde, dünyadaki Pokemon fırtınasına tutulup şekil değiştirmişlerdir. Artık en sevdiğim taso tazmanya canavarlı olan değil üzerinde snorlax olandır. Şu an itibariyle hala daha bendedir o snorlax tasosu, arada çıkarır bakar akabinde hemen yerine koyarım, bir yerine birşey olmasın diye.

Dünyadaki gelmiş geçmiş en iyi pazarlama tekniklerinden biri olduğunu düşündüğüm cipslere taso koyma yakın zamana kadar devam etse de ne yazık ki internet denen zımbırtıya yenik düşmüştür sevgili okurlarım. Bizleri zamanında muhtelif gazoz ve sarı renkli sırmakeş suyu kapaklarıyla oynamaktan uzaklaştırarak birçok genci tetanoz olmaktan kurtaran tasolar kalbimizdeki yerini daha uzunca bir süre muhafaza edeceğe benzer. Gerçi tekrar pokemonlu tasolar verilmeye başlansa, eminim benim gibi birçok "geri"zekalı okurum gidip hepberaber cipsleri kucaklayacağız.

Sevdiği kıza en sevdiği tasosunu verenler mi dersiniz(ben olsam ben de öyle yapardım ama neyseki ben biraz geç! sevdim de snorlax hala bende), okula çantası yerine taso torbası ile birlikte gelenler mi dersiniz, taso çeteleri mi dersiniz(taso haracına bağlayan), taso yatırımı yapanlar mı dersiniz(oğlum bu tasodan kimsede yok, biraz bekleteyim en az 10 taso eder sonra bu) ne derseniz deyin "taso candır"sevgili okurlarım. Bu yazıda kendinden birşeyler bulan ve kah üzülüp kah sevinen okurlarımın gözlerinden öper, sırtlarını sıvazlar, omuzlarına başımı yaslarım. Hepinizi seviyorum(bu aralar biraz hassasım idare edin) benim güzel okurlarım, en esen siz kalın!

4 Şubat 2010 Perşembe

"TRENDINE, TRENDINE, TRENDINE YANDIM" MEKANLAR: MEŞHUR KARAKÖY BÜYÜCÜSÜ
















Sevgili Ablog Sublog Blog okurları, hepinize merhabalar. Bundan böyle en trend mekanları tanıyacağımız bu yeni bölümün ilginizi çekeceğini ummaktan öteye gidemiyorken ne kadar da yalnızım bir bilseniz pes dersiniz. Boş vakitlerinizde yeni yerler keşfetmek istiyorsanız bizi hususiyetle takip etmenizde fayda var. Dilerseniz lafı fazla uzatmadan ilk mekanımız olan Karaköy Büyücüsü ile bu yeni bölümün startını verelim.

Karaköy Büyücüsü deyince" orası da neresi lan" dediğinizi duyar gibi olsam da esasında konuyla alakadar olan okurlarımın yakından tanıdığı ve vazgeçemediği bir mekan olma özelliğini taşımaktadır. Konusunda yürüttüğü çalışmaları yasal şekilde gerçekleştiren mekan, müşteri memnuniyetine de son derece önem vermekte, yapılan büyülerin beğenilmemesi halinde para iadesi yapmaktadır.

Seçkin büyücü kadrosunda ülkenin en iyi büyücüleri yanısıra, özel olarak binbir güçlükle Senegal'den getirilen büyücü DEMBA da yer almaktadır. Buna karşın salonda en çok rağbet gören büyücü ise, Merlin Rıza. Yaptığı büyülerden kaçmanın imkansız olduğunu söyleyen Merlin Rıza, müşteri feedback'lerinin de son derece olumlu olduğunu söyleyerek entellektüelitesini de ortaya koyuyor adeta.

Mekanda verilen hizmetleri kısaca anlatmak gerekirse, eve koca bağlama, sevdiğini kendine aşık etme, voodoo bebeği ile intikam, kısmet açma-kapama, kara büyü gibi bir çok büyü bu mekanda itina ile gerçekleştirilmektedir.

Mekan sahibi Ferruh bey ile sohbetimizden sonra aldığımız bilgiler neticesinde salonun müdavimleri ile konuşmak istedik ve sizler için mekanı nasıl bulduklarını ve yaptırdıkları büyüleri sorduk.

Nezahat Ovşit(53,Ev Hanımı,İstanbul):

Evladım, benim buraya sekizinci gelişim ve gerçekten çok ama çok faydasını gördüm. İstemediğim ne kadar gelin varsa oğlumdan ayırdım, kocamı gömdüm, komşumu voodoo bebeğiyle mundar ettim. Özellikle Merlin Rıza bir harika. Şimdi de izdivaç programına katılacağım için kısmet açma büyüsü yaptırıyorum. Uygulama esnasında biraz zorluklar oluyor tabi ama buna değer kesinlikle. Mesela kocamı öbür tarafa göndermek için Rıza'nın özel karışımını içmemin akabinde 3 yetişkin tavşanın t.şaklarını öpüp başıma koyduktan sonra sekiz guinea pig b.kunu vücudumdaki sekiz deliğe sokup 120dk Ferhat Güzel dinledim. Ama neticede kocam o gün kalpten gitti, buna da değdi mi değdi. Karaköy Büyücüsü ne güzel, ne güzel.

Mücver Domahl(38, Bilgisayar Teknikeri, Berlin):

Efendim gördüğünüz üzere ta Almanya'lardan kalktım buralara geldim. İlk kez 6 sene önce kız arkadaşımın tavsiyesiyle bu mekana gelmiştim, o günden beri de senede en az 2 kez muhakkak gelirim. En son kötü bir tecrübe yaşamış olsam da büyünün kalitesini görünce tekrar olsa tekrar yaparım demekten kendimi alamıyorum. Kızım bir neo-naziye aşık olmuştu ve birlikte yan komşumun evini kundaklamalarından sonra buna daha fazla tahammülüm kalmamıştı. Karaköy Büyücüsü'ndeki favori büyücüm Magic Cansel 'e geldim ve o çocuğu ortadan kaldırabilmek için ne yapabiliriz dedim. O da bana adet kanımın içine yarasa memesi, filin diş tartarı, 2 uğur böceği kanadı ve bir kurbağa anüsü koyup 200C de 20 dakika pişirmemi söyledi. Daha sonra bu karışımın yarısını bir musevi mezarlığında içip diğer yarısını da g.t derime tatbik etmemmi söyledi. Zehirlenmeden dolayı 3 gün hastahanede yattım fakat o çocuğun da solarium makinesinde kilitli kalıp cayır cayır yandığını duyunca içime su serpildi. Büyüsüz şuradan şuraya gitmem artık.

Şukufe Biç(24,Kuaför,Bursa):

Ay kuzum ben bu mekana ne desem az biliyor musun. Yani bir kere gelen bir daha gelmiyorsa bence anguttur, denyodur ya. Benim dükkanın karşısında nalbur vardı kuzum, benim şimdiki manita da orada çalışıyordu. Ay bir kaslı bir damarlı adam görme kız, görür görmez libidom tavan yaptı, aman allahım o ne kollar, ne göğüsler, ne kanatlar, çifte kavrulmuş safranbolu lokumu gibi adam. Ay bir de namuslu varya gözüne bile bakmıyor insanın konuşurken haspam. Dekoltenin dibine vurdum ay kız dönüp bakmadı herif. Dedim anam bu iş böyle olmayacak, hemencecik Karaköy Büyücüsü'ne geldim. Sağolsun Darth Vedat ne yaptı etti herifi aşık etti bana gördün mü. Gerçi malzemeleri bulana kadar anam ağladı orası ayrı. Kız bak heriflen nişanlandık büyü reçetesi hala çantamda, neler yapmışım dur anlatayım. 6 ayrı ergen erkeğin işerken kaldırmadığı klozet kapağına sıçrayan idrarlarını, 3 gergedanın akmak üzere olan sümüğüylen karıştırıp, içerisine 200gr haşlanmış at penisi ve bir miktar balerin osuruğu ilave ettikten sonra 3 gün bekletmişim. Bekleyen karışıma bir astronotun göbek deliği pamuğu ve bir dalgıcın apışarası terini ekledikten sonra ise bunu taze sıkılmış portakal suyu ile beraber içmişim. Ben aşkımdan öldüm kız, hergün iç dese hergün içerdim ayol. Dağ gibi yiğidi kaptım mı kaptım. Şimdi de görümceme voodoo bebeği yaptırıp işkence etmeye geldim, afedersin çok g.tü kalktı. Karaköy Büyücü'sü beni büyülüyor.

Gördüğünüz üzere müşteri memnuniyeti üst düzeyde sevgili okurlarım. Siz de çözüme ulaşamadığınız konularda Karaköy Büyücüsü'ne gönül rahatlığıyla gelebilirsiniz bence. Mekanın dekoru da gerçekten çok hoş ve otantik. Yiyecek ve içecek servisinin bulunduğu mekanda büyüler 250-20000tl arasında değişiklik göstermekte. Ben de gelmişken sevdiğim kız için çok güçlü bağlanma yaptığı iddia edilen "ninja-rope" büyüsünü yaptırdım, haydi hayırlısı. Bir sonraki mekanımızda görüşmek üzere, büyüyle kalın.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails