11 Aralık 2009 Cuma

Nostalji Kuşağı Episode III: BOB ROSS

















Sevgili okurlarım, başlıktan da anlayabileceğiniz gibi bugün nostaljinin tabir yerindeyse "dibine vuracağımız" gündür. İzlerken aldığımız keyifle doğru orantılı olarak, vücudumuzda hoş bir elektriklenmeye sebep olan rahmetli ressam Bob Ross'u yad etmenin zamanı geldi de geçiyordur çoktan.

TRT-2 nin TRT-2 olduğu zaman diliminde, 30dk'lık programıyla Türkiye'nin büyük bir bölümünü ekran başına kilitleyen bu "bonus kafa"lı ressamımız Türkçe dublajının da yüksek kalitede olması sebebiyle yüreklerimizde silinmez derin izler bırakmıştır.

Resim sevinci(joy of painting) adlı programda yaptığı resimleri,ben de dahil olmak üzere 22 yaş üstü herkes evinde denemiştir mutlaka. Her program sonrası, periyodik olarak anneme guaj boya tehtidi yaptığım dakikaları görmenizi isterdim sevgili okurlarım. "Anne bak bana guaj boya al, yoksa yemin ederim Şahin(alt komşunun çocuğu)'in kafasına tabure vururum(en sevdiğim aktivitelerden biri), Oya teyze(Şahin'in annesi, annemin kankası) de gelir sana kızar.

Boyayı aldık almasına da, olay Bob Ross'taymış sevgili okurlarım. Bir maki(bodur bitki örtüsü) bile çizemedim kabiliyetsizlikten. Sonra da "bu adam bence sihirbaz", teorisini attım ortaya ama haliyle destekleyemedim bu teorimi,havada kaldı.

Yeteneğimin olmadığını gördüğümde artık Bob Ross'u delicesine kıskanmaya başladım. "Kıskandığınız insanın iyiliğini isteyememeniz durumu" zuhur etti ve resim yaparken hata yapmasını dört gözle beklemeye başladım. Karşı koyamadığım tek olay ise Türkçe dublajın ruhumu okşamasıdır sevgili okurlarım. Okşamak ne kelime, taramak, kaşağılamak, kulak memesini yalamak...

Her bir çiziminde "aha, bu sefer kesin s.çtı, hayatta beceremez" dediysem de, 3 fırça darbesiyle çalı, 5 fırça darbesiyle ağaç, 10 fırça darbesiyle dere, 20 fırça darbesiyle sıradağ yapmayı başarmıştı Bob Ross. Baktım ki bu böyle yürümeyecek önünde saygıyla d.maldım.

Dakikalar içerisinde yarattığı sanat eserleri, insanı hayretlere gark edecek kadar güzel olsa da, bizim asıl sevdiğimiz onun sempatik tavırları ve konuşmalarıydı sevgili okurlarım. "Yok efendim şuraya kunduzların güneşlenebileceği bir kaya çizelim, vay efendim buraya sincapların tenis oynayabileceği bir düzlük yapalım, olmadı şuraya da rakunların 5 çayı için bir masa atalım tarzı yaklaşımlarıyla "la fontaine"sel düşünceyi bize kabul ettirmeyi başarmıştır bu büyük üstad.

Kendisini lenf kanserinden kaybetmemiş olmamızın üzücülüğü yanında, Türk resim sanatına kazandırdığı neferlerin hiç de yadsınmayacak bir rakam olduğunu söylemeden edemeyeceğim canlarım. İnanmayanlar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite'sine gidip önüne gelen 22 yaş üstü ressama "Bob Ross'un hayatındaki yeri nedir?" diye sorsun.

Konklujın bölümünde ise, böyle adamlardan bolca üretmek lazım diyorum sevgili okurlarım. Sanatı sevdirmek, bu tip anormal ve sempatik insanlarla daha da kolaylaşacaktır. Ayrıca Art, Culture and Society dersinin vize yerine geçen, "Bienal projesi"nden, en yüksek not olan 40 üzerinden 36'yı da ben aldım sevgili okurlarım. Hatta notumun kenarına "Good Job!" yazmış hocam, sağolsun bana "yıldızlı pekiyi" havasını yakalattı, anneme bile gösterdim. Anlayacağınız burada boşuna konuşmuyorum onu göstermek istedim. Son olarak ise, "Bob Ross'un o 36 puan içerisinde en az 20 puanı vardır" demessem çatlarım teletabilerim. Nostalji kuşağından şimdilik bu kadar sevgili okurlarım, hepiniz sanatla kalın, esen kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails