29 Eylül 2009 Salı

Sevinçliyiz Hepimiz, Yaşasın Okulumuz.















2009-2010 eğitim ve öğretim yılına girdiğimiz şu günlerde, heyecanımı ve mutluluğumu sizinle paylaşmak istedim sevgili okurlar. Beni anlayışla ve ilgiyle karşılayacağınızı umaraktan yazımızın derinliklerine nüfuz edelim dilerseniz.

Ben dile kolay, 20 senedir öğrenciyim değerli okurlarım. Ekim ayının ilk günlerinde 27. yaş günümü kutlayacak olmanın ve hala öğrenci olmanın tarifsiz gururu içerisindeyim aynı zamanda. O yüzden engin bir tecrübenin kollarında olduğunuzu hatırlatırım keza tam 20 eğitim-öğretim yılı geçirip bir nevi Gandalf mertebesine yükseldim.

Her yeni eğitim öğretim yılı bende farklı duygulara sebebiyet verir sevgili okurlar. Siyah önlükle başlayıp, son olarak yine siyah ve üzerinde "im not normal" yazılı bir tişörtle okula gittiğim düşünülürse geldiğim noktanın açıklığı konusunda tartışmalar yaşanmayacaktır diye düşünüyorum. 5 sene ilkokul, 4 sene ortaokul, 5 sene lise ve son olarak 6 seneye ulaşan üniversite hayatım boyunca, okulun ilk günü her zaman özel bir yerdedir benim için.

6 yaşında adım attığım ilim irfan yuvasındaki tarihsel "gelişimim ve gelişemeyişim" gerçekten çok enteresan sevgili okurlar. Fiziksel büyümemin bazı şeyleri değitiremediğini gözlemekteyim. Beslenme çantamın vazgeçilmezlerinden olan "haylayf"ı ve "muzlu süt"ü hala çok seviyorum mesela. O zaman da sarışın ve renkli gözlü kızlara karşı zaafım vardı, şimdi de var. Bot giymekten o zaman da nefret ediyordum şimdi de(gerçi bunda annemin, yazın ortasında bile, yarı belime kadar su içinde gelmem yüzünden zorla giydirdiği, sarı renkte lastik lağımcı çizmesinin etkisi büyük). Ayrıca yine annemin marjinalliğinin bir sonucu olarak Türkiye'de ilkokuldan beri "converse" giyen nadide bir insan olduğumu da belirtmeden edemeyeceğim. Öğretmenlere karşı olan "temiz yüzümü kullanıp, kendimi sevdirip, daha sonra bundan faydalanıp, yaramazlık yapma huyum" da olduğu gibi yerinde durmakta. Demek ki bir takım karakteristik özellikler ne eğitimle ne de başka bir etkiyle değişiklik göstermiyor sonucuna ulaşıyoruz buradan. İnanmayabilirsiniz ama ilkokulda bilinçsiz olarak saf ve temiz duygularla, sırf kızların çığlık atmasını sevmem adına kaldırdığım eteklerini hala daha kaldırmak istiyorum ama neyse ki süperegom oluşmuş ki artık buna izin vermiyor sevgili okurlar. Hem artık çığlık da atmazlar, atacaklarına inansaydım belki an gelir yenebilirdim süperegomu.

İlkokulda çete kuran(kobra çetesi) ve derslere girmeyip tren yolunda semender(su kertenkelesi) avlayıp, tren geliyor mu diye rayları dinleyen bir topluluk yaratmamdan beri, okul bana eğlenmekten yorulduğumuz zamanlar, arada sırada uğranması gereken bi kurum gibi gelmektedir. Daha çok eğlenmek için dinlenip güç toplamak("oğlum hoca uyuyanlara kızmıyor, arkada uyuruz bir-iki saat sonra çıkarız" modu), daha çok eğlenmek için eğlenceyi haketmiş olma duygusunu kazanmak("bugün 3 ders üstüste girdim, artık gönül rahatlığıyla serserilik yapabilirim" duygusu) ve daha çok eğlenmek için maddi gücü kazanmaya yönelik kazanılan bilgilerin("artık mühendis oldum, aylık 5000tl maaş alıyorum, kızın hasını, arabanın kralını aldım her akşam da dışarıda yiyorum" kuramı) verildiği bir yer diyelim.

Bunları bana düşündüren ve yazdıran, zannedersem ki testine göre 148-160 seviyeleri arasında dolaşan IQ'um sevgili okurlar. Görüldüğü üzere herşeyin fazlasının zarar olduğu çok açık. Bazen faydasını da görmüyor değilim, mesela ortaokulda öğrendiğim ingilizce lisanı(üstüne üstlük lisede almanca okudum) ile girdiğim her okulun(odtü,itü) proficiency sınavlarını gayet güzel verdim. Sevdiğim şeylere kanalize ettim mi başarılı olabiliyorum ama genelde sevdiğim şeyler "başarı" kazanılıp takdir edilecek değerde şeyler olmuyorlar. Örneğin 1993 yılında aldığım uzaktan kumandalı bir arabanın 2 watt'lık elektrik motorunun üzerinde yazanları hatırlamak gibi, ya da CIA ve FBI'ın dikkatini çekebilmek adına, çeşitli amerikan sitelerinden 7$ verip satın alıp çözdüğüm IQ testelerinde aldığım yüksek puanlar gibi. Kimsenin takdir etmediği şeylerde başarılı olmanın ne olduğunu az çok bilirsiniz ama benim kadar yaşamamışsınızdır emin olun. Eşleştirme oyunundaki(zamana karşı kartlar açıp diğer eşinin yerini hatırlamanız gereken oyun) insan üstü başarımı bir gün olsun dile getirmedi kimse. Solotestle başlayan zeka oyunu hayatım sayısız başarılarla dolu ama ne bi plaket veren var ne de bayrak töreninde istiklal marşından önce kürsüye çıkartıp alkışlatan. Neyse ki Playstation oyunlarında(özellikle Pro Evolution Soccer) da başarılıyım da, az da olsa takdir ediliyorum canlı canlı.

Ortaokul ve lise hayatım "bir örnek giyinme", "Fenerbahçe sevgisi" ve "testosteronla tanışma, zamanla testosteronun esiri olma" şeklinde geldi, geçti sevgili okurlar. Kalınlaşan bir ses, sivilce dolu bir yüz ve okul pantolonunun altına giyilen basket ayakkabıları aklıma ilk gelenler. Herhangi bir öğretmenine aşık olmayan da yoktur sanırım. Ben orta okuldaki ingilizce öğretmenime, common exam'den 96 aldığımı gördüğünde, sevinçten eğilip beni öperken açılan göğüs dekoltesi yüzünden aşık olmuştum mesela. Az bile olmuşum o yaşta. Lisede de testosteronun ele geçirdiği bedenim, biyoloji hocamın Sharon Stone'a olan benzerliği ve dekolte tutkusu sayesinde, kendisine karşı istemeden de olsa "yüksek ilgi" duymamı sağlamıştır.

Tanıdığım herkes gibi ben de okul anılarıma son derece bağlıyımdır sevgili okurlar. Karşılık gözetmeden kurduğumuz son arkadaşlıkların lise zamanına tekabül ettiğini düşünmemle birlikte, lise anısı denildiğinde, aklıma ilk olarak bir sol direkt gibi gelen, teknik resim dersi esnasında, bir arkadaşımızın altına s.çmasıdır. S.çanın kim olduğunu öğrenmek adına, yine testorsteronun etkisiyle, yok "s.çanın annesiyle cinsel ilişkiye girelim", vay "s.çan hayat kadını çocuğudur" şeklinde belirtili belirtisiz isim tamlamalarıyla suçluyu aradıysak da ortaya çıkmamış, daha sonra kendisi, sandalye koklama yöntemiyle tespit edilmiş, fakat insanlık gereği şahsına haber verilmemiştir. Birlikte otobüsle Maltepe'ye kadar gittikleri ekürisinin yaşadıkları ise ayrı bir konu başlığı olur sevgili okurlar.

Mehmet Karamancı İlkokulu, Ahmet Şimşek Koleji, Haydarpaşa Anadolu Teknik Lisesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi(Açık Öğretim), ve son olarak İstanbul Teknik Üniversitesi şeklinde kronolojik olarak sıralayabileceğim eğitim ve öğretim hayatımın 21. yılına düşe kalka gelmiş bulunmaktayım tarih itibariyle. Çocuğum olursa babası gibi okusun istemiyorum sevgili okurlar, sporcu olsun, kısa yoldan paraya para eğlenceye eğlence demesin istiyorum. Zaten genetik olarak kafası çalışacak, bir de bunu birilerine ispat etmekle vakit kaybetmesin keyfine baksın istiyorum. "Okuma da baban gibi eşşek olma" demek geliyor içimden. Gerekirse vücuduma radyasyon verip, kız çocuk yapacağım için, voleybola da hakim olmam lazım en yakın zamanda. Annesinin de 1.70 ten aşağı olmaması lazım pek tabii. Bugün okulda etrafı iyice bir kolaçan etmek lazım o yüzden sevgili okurlar, yeni dersler, yeni yüzler...Bakarsınız çocuklarımın anasıyla karşılaşırım.

Bugünün ayrı bir önemi de var çünkü bu sene ilk dersime bugün gireceğim canlarım. Dün sabah Homer Simpson tarzı homurdanma ve çeşitli kurum-kuruluşlara sövmelerle 7 de kalktığım yatağımdan binbir güçlükle okula gittiğimde, Ramazan Murat Tabanlı (Google'da aratan olursa bloga tıklar diye uzun uzun yazıyorum hocamın adını) hocamızın derse gelmeyeceğini öğrendim ve adeta yıkıldım. 2009-2010 eğitim-öğretim yılının ilk gününde ders göremeyecektim, anlıyor musunuz beni sevgili okurlar? Bu benim hayatımda bir ilk oldu şahsen. O yüzden bu senenin diğerlerinden daha farklı geçeceğine inanıyorum. Bakalım kahramanımızın 1.60 olan akademik not ortalaması 1.80 in üzerine çıkacak mı? Hayatının kadını, çocuklarının anası ile bu sene tanışabilecek mi? Okulun futbol takımıyla 2. şampiyonluğunu yaşayabilecek mi? Transcriptine ilk defa bir AA ekleyebilecek mi? Bütün bu soruların cevabını, ölmez isem önümüzdeki günlerde alacağız diye düşünüyorum.

Konunun finalini yapmak gerekirse, haylayf güzeldir heleki yanında muzlu süt olursa sevgili okurlar. Yeni eğitim ve öğretim yılı umarım ilkokula başlayanlar açısından hepimizden kolay geçer. Sünger Bob, Action Man, Spiderman, Power Puff Girls ve Barbie çantalarıyla başladıkları umuda olan yolculuklarında, ıssız bir ÖSYS'ye düştüklerinde ihtiyaçları olacak olan 3 şeyi çantalarına koymuş olurlar diye ümit ediyorum. Herkese gönlünce bir sene diler, final zamanlarında bol glikoz içeren abur cuburlara(dankek choco, kinder sürpriz, crunch, halley, tek lokmalık cin) yönelmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. FF ile kaldığım Termodinamik ve ısı iletiminden bu dönem CB ile geçtim bu sayede. Bilirsiniz ki denemediğim şeyi size tavsiye etmem sevgili okurlar. Unutmayınız ki, okul bizim yuvamız, öğretmenler annemiz. Güç sizinle olsun, aynı zamanda esen kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails