22 Ağustos 2009 Cumartesi

***HOŞ GELDİN YA NEFSİ RAMAZAN***












Merhaba sevgili okurlar. Yazının başlığından da anlayabileceğiniz üzere konumuz Ramazan ayı ile alakalı. Hicri takvim yapacağını yaptı ve bizi kızgın kumlardan yine kızgın kumlara attı. 30 derece sıcaklıkta otuç tutmanın bize kazandıracakları da, kesinlikle 25 derecenin altındakinden kat be kat fazla olacaktır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Discovery Channel'da yayınlanacak olan olası bir "Extreme Mumins" programına çağırılacak ilk 10 konuk arasında olacağımdan emin olmamın yanında, tahmin edersiniz ki hepimizin Ramazan ayı imtihanlarından daha zordur benimkiler. Nefsim her zamankinden daha sert yumruklar atmaya başlar Ramazanda. Bugünkü bahis konumuzda, inanan herkes kendinden birşeyler bulacak zannedersem. Detaylı anlatıma geçmenin vaktidir, paragraf başı, has dur, haydi ya Allah!

Razaman tam anlamıyla terbiyesiz bir nefsi terbiye etme ayıdır. "Ya oğlum iyice coştuk lan, ne olacak bizim bu halimiz, battıkça batıyoruz, kim dur diyecek?" tarzı bir soru cümlesinin, soru işaretinin noktasıdır da diyebiliriz. Tasavvufi açıdan "kötülüğü emreden" manasına gelen bu nefis, Ramazan ayında öyle bir emreder öyle bir emreder ki, uyanlarımızın bir çoğunun "screen shot"'ını aldığı gibi, en yüksek merciye ulaştırır, rezil eder.

Sahur canavarına dönüşmemizden sonraki zaman diliminde, o gün tatil değilse, en geç 5 saat içinde uyanırız. Gong çalar ve inananların "Ramazan finaline" girme zamanları gelmiştir. Bu finalin yıl sonu notuna etkisi de en az %70 tir. Vizelerde saçmalamış olsanız bile geçme ihtimaliniz çok yüksektir iyi bir final çıkarırsanız. Soruları iyi okumanın da çok zor olduğu bir finaldir bu. Çalışmadığınız yerden gelmesi de olası. Örneklerle konuya derinlemesine nüfuz etmenin zamanıdır. Gelin 30 sorudan oluşan bu finalin bir sorusunda nelerle kaşılaştığıma bakalım canlarım.

Sabah yataktan kalkınca eli hemen sıvıya giden bir insan olarak, içemeyecek olmanın psikolojisiyle, ilk darbeyi boğazıma almışımdır bile. Otobüs durağına yürürken Ramazan dışındaki aylarda yüzüme bile bakmayan mankenvari kızlar tarafından kesilmeler ve gülümsemeler ile nefis, sağlı sollu yumruklamaya başlamıştır. Sersemleyen bünye otobüs durağına ulaşmıştır ulaşmasına ama, orada da durum farklı değildir. Akbilimi 1otl doldurmak için verdiğim 50 liranın üstünü 90tl olarak veren büfe sahibi, nefsimin bana kafa atmasına sebep olmuştur. "Abi fazla verdin 50tl verdim ben" deyip aldığım hayır duasıyla, en azından o gün ölmeyeceğimdir artık. Atılan bu kafadan sonra zannetmeyin ki durum değişecektir sevgili okurlar. Pek tabi ki "combo"yu tamamlayıcı uçan tekme de fazla gecikmeyecektir. An itibariyle durakta, G-string teknolojisine geçen düzgün fizikli bir bayan,tam önümde eğilmiş ayakkabısını bağlıyordur.

Boşluğuma isabet eden bu uçan tekme sonrası bindiğim otobüs ise, tam bir antrenman sahasıdır. Ramazanda küfür etmememden faydalanan , buram buram ter kokan ve tutacakları tuttuklarında, kollarının altı açılıp burun hizama gelen yarı-insan yarı-hayvan canlılar bir anda etrafımı sarar. Torunu yaşta kızları fortlayanlar mı dersin, yüksek sesle ebru gündeş dinleyenler mi dersin, önden arkadan vücudunu yapıştıran cinsellikten nasibini alamamış kız kuruları mı dersin... "Ramazan'dayız sus Erman" derim kendi kendime, "hoşgörü, sevgi, kardeşlik ve tabi nefis terbiyesi, kendine gel, acı yok, acı yok"!

Vapura bindiğimde ise artık yumrukların dozu giderek artmıştır, nakavta doğru götürülüyorumdur. Karşıma oturan iki bayan arkadaş, kaşarlı tost ve portakal suyundan oluşan kahvaltılarını ağızlarını şapırdatarak bitirmiş, gözlerimin içine baka baka en sevdiğim eti pufun yumuşak kısmını yemeye başlamışlardır. Eti puftan sonra bir diğer favorim olan çilekli eti cinlerin ortasını kemirmeye başlamalarıyla "Allah'ınız yok mu lan sizin" deyip, oradan uzaklaşmam bir olmuştur. Artık dışarıda oturacağımdır. Tam huzura erdim derken, kartal büyüklüğündeki martılara çıtır çıtır simitleri atan bir diğer kesim yanımda belirivermiştir çoktan. Utanmasam atlayıp ağzımla ben tutacağımdır simitleri. "Allah'ım yeter, daha günün ortası gelmedi çok yüklendin bugün ama ya!" demekten alamam kendimi.

Beşiktaş'a inmenin yaralarımı saracağını düşünürken, muhtemelen kuzey ülkelerinden gelmiş sarışın ve renkli gözlü turistlerin parkta seviştiklerini görmemle iç huzurumu bozup, için için sövmem başlamıştır. Bir bana mı geldi lan Ramazan he bir bana mı geldi?... Neyse ki yüksek maneviyatım bunu da atlattırır bana. İş yerinde, sürekli yemek söyleyenler ve ağız dolusu lezzetli lezzetli küfür edenlerle yüzleşmeye hazırımdır artık. Şüphesiz, bu da geçer ve günler birbirini coyote'nin road runner'ı kovaladığı gibi kovalar...

Çok sayıda yiyip, içip, sıçıp, sevişenleri atlattıktan sonra artık bünyem daha dayanıklıdır bu gibi durumlara. Bir nevi Ramazan bağışıklığı. İlk bir haftadan sonra, evliya edasında,Nihat Hatipoğlu kıvamında, her olan bitene gülüp geçmekteyimdir. Konuşmam yavaşlamış ve yüzümde garip bir tebessüm oluşmuştur. Önümde kuzu çevirseler problem değildir artık. Ama eti tutkuyu kırıp,akışkan kremasını içine çeken olursa,ağzını burnunu kırarım sevgili okurlar. İnsanım sonuçta benimde bir sınırım var, üstüme gelinmemeli o derece.

Bütün yıl kısmet olmayan ileri derece sevgili de gelir Ramazan'da beni bulur. Sarılmaların ve öpmelerin orucu tehlikeye sokması kaçınılmazdır. Az görüşelim desen olmaz, sarılmasan öpmesen olmaz, buyurun burdan yakın. O soğuk kız gitmiş, yerine müthiş bir dişi gelmiştir Ramazan'da. Giydiği kıyafetlerle, çeşitli cilvelerle, şirinliklerle ve mikropluklarla ele geçirmesine ramak kalmıştır beni. "Oruçluyum kızım ben yapma böyle şeyler, bak sonra 66 gün tutamam, kitap falan oku ya" tarzı yaklaşımlarla dizginleri hemen almalıyımdır ele. Fakat bu sefer de, o olgun kızdan eser yoktur, "Sen beni sevmiyorsun Erman" deyip yüzünü asan bir minnoş oturmaktadır yanımda. Bu sefer hakikaten çalışmadığım yerden gelmiştir. Nefsim,gönlünü almayı dudaklarında görmektedir ama oruçken yanak bile fazladır bana.

Velhasıl kelam gördüğünüz ve hissettiğiniz üzere nefis terbiyesi zor iştir sevgili okurlar. Ramazan ise inananlar açısından bunu gerçekleştirmek için biçilmiş bir kaftandır. İnanmayanlara da saygım sonsuz ama dalga geçmedikleri sürece."Salak ya boku bokuna aç kalıyor, yeyip içmiyor, sevişmiyor" tarzı yaklaşımlar çok ayıp ve hiç etik değil. Allah yoksa ben fazla bir şey kaybetmem ama varsa onlar boku yedi kanımca. Yerken yanlarında da olmam böyle yaparlarsa. İnananların Ramazan'ları hayırlı olsun, imtihanda başarılar dilerim, inanmayanlara da inanmalarını tavsiye ederim canlarım, çünkü Allah var bundan eminim, bir de huzur islamda, oruç tut sıhhat bul ve ben ramazan pidesinin sıcak, susamlı ve yumurtalı olanını severim. Esen Kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails