11 Ağustos 2009 Salı

ERMAN İLE HAFTA İÇİ: THE FINAL EPISODE












Giriş kapısının sürekli açık olduğu binamıza intikal ettikten sonra, kotumun bozuk para cebinden evin anahtarını çıkarmak için büyük efor sarfederim sevgili okurlar. Kilolu olduğum bir zamana denk gelmişse tahmin ettiğinizden çok daha uzun sürebilir, hatta ve hatta evin kapısı önünde kotumu çıkarmama bile sebep olabilir.

Eve girdikten sonra ilk yaptığım iş ellerimi ve yüzümü yıkamaktır, diyeceğim sandığınız için kendinizden utanmalısınız. Üzerimdeki fazlalıklardan kurtulduğum gibi, buzdolabına saldırıp 1lt'lik kolayı kafama dikerim. İçebildiğim kadar içtikten sonra medenileşir, bardağa koyar, şişeyi tekrar buzdolabına koyarım.

Akşam yemeği saatim geldi de geçiyordur bile, çünkü en geç saat 6 da akşam yemeğine oturmam gerekmektedir, sağlıklı yaşam bakımından. Milo ile beraber oturduğumuz akşam yemeğinde, onun menüsü "en birinci guinea pig yemi tropifit",salatalık ve kıvırcıktan oluşurken, benim ise çoğunlukla hamburger köftesi-salata-kola üçlüsünden meydana gelen menüm, bazen annemin ender olsa da pişirdiği bir takım ev yemeklerinden de ibaret olabilir. Dün mesela mis gibi zeytinyağlı taze fasülye vardı, bitmediyse bugün de yerim.

Yemek sonrasında altından kalkamayacağım bir büyüklükte üzerime çöken ağırlık,beni tuttuğu gibi, playstation, blog, ve tv den oluşan şeytan üçgenine sürüklemektedir artık. Birkaç el God Of War, Pes2009 ve Gran Turismo 4 oynadıktan sonra tv de maç varsa ona kanalize olur, yoksa yine bilgisayar başı yaparım.

Saat artık 9pm olmuş ve benim spor hayatım başlamak üzeredir. Evin bir odasına kurduğum spor saloncuğunda body building, sahilde basketbol ve bisiklet sporlarıyla iştigal ettiğim düşünülürse, daha sosyal olduğu için basketbol ilk tercihim olur çoğu zaman. Eskiden gittiğim caddebostan sahilinde basketbol oynayan kesimin, amerikan aksanıya türkçe konuşmaya başlaması ve bir gün "son damla" olarak nitelendirdiğim, attığım bir üçlük sonrası, "hey dostum çok cool üçlüktü, give me five(çak manasına gelir)" şeklinde bir beyanat vermesi, bardağı taşırmakla kalmadı, sabrımı da taşırdı. O günden sonra artık Bostancı sahilde basket oynamaktayım sevgili okurlar. Beden sağlığının yanında ruh sağlığımızı da düşünmeliyiz fikrindeyim.

Bacaklarımda ve kollarımda takat kalmadığını hissettiğim anda artık spor benim için bitme noktasına gelmiştir. Bu şekle gelmeme kadar geçen süre, yaptığım araştırmalar sonucu, hiç dinlenmeden 1.5-2 saat arası bir zaman zarfına tekabül ediyor. Oldu mu size saat 11pm. Artık ninja talimi kıvamında buz gibi bir duş aldıktan sonra, ense yapmaya başlayabilirim.

Ense yapma sürem zıbarana kadar devam edecektir ve muhtemelen 3.5-4 saat sürecektir. Bu esnada msn de sohbet etmek gibisi yoktur sevgili okurlar. Kendinizi geyiğin ve arkadaşlığın pamuk gibi kollarına bırakmak ne güzeldir gecenin bu saatinde. Milo'nun "benimle ilgilen" manasına gelen viklemelerine az da olsa karşılık verebilen organizmam, tabiri caizse "stand-by" durumuna geçmiş ve bir gözü yatağa bakmaktadır.

Evdeki tüm elektronik aletlerin priz ile olan ilişkilerine hunharca son verdikten sonra, en değerli varlığım yastığıma sarılarak son bir kez evi dinlemeye koyulmuşumdur. Herhangi anormal bir ses duymadıysam yastığıma daha da sıkı sarılır hayal kurarak 10 dk içinde uykuya dalmış olurum sevgili okurlar.

Bu serinin son yazısını okuduğunuz için, "to be continued" söylemi artık söz konusu değil ne yazık ki. Umarım eksikliğini hissetmezsiniz, Allah sizi başımdan eksik etmesin canlarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails